45-49: CASİYE-HUCURAT SURELERİNDEN TÜRKÇE MEALLER VE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

   “KUR’AN’I KERİM’DEN TÜRKÇE MEALLER VE İLGİLİ AÇIKLAMALAR” (45-49. SURELER);

    45. CASİYE SURESİ 37 (Çöken, oturan) : İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla;
    Kur’an;
    2. Bu kitabın indirilmesi, daima üstün ve kararları doğru olan Allah tarafındandır.

    ——————————————————————————————————————————————–
    Bunlar, Allah’ın sana aktardığı ayetleridir;
    4. (Allah’ın) sizi yaratmasında ve yaydığı canlılarda, kesin bilgiye ulaşmak isteyen bir topluluk için ayetler (göstergeler) vardır. 5. Gece ile gündüzün art arda gelmesinde, Allah’ın gökten indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra canlandırdığı rızıkta1, rüzgarları farklı yönlerden ve farklı özelliklerde estirmesinde de aklını kullanan (doğru bağlantılar kuran) bir topluluk için ayetler (göstergeler) vardır.
    6. Bunlar Allah’ın ayetleridir, onları sana tüm gerçekleri içerecek şekilde sıralıyoruz2. Allah’a ve ayetlerine güvenmedikten sonra artık hangi söze güvenecekler?
    Açıklamalar 1;
    (1). Buradaki rızık, yediğimiz içtiğimiz ve faydalandığımız şeyleri oluşturan yağmur, kar, dolu, çeşitli maddeler ve gök cisimlerinden gelen enerjilerdir.      (2). Bunlar Allah’ın yaratmış olduğu ayetlerdir. Kur’an’da sıkça ifade edilen “aklı kullanma”,bilgileri kullanma” ve “dik duruşlu olma” şartlarıyla hareket eden her insan, o ayetlerle indirilmiş ayetler arasındaki uyumu, kendi gözlemleriyle, kesin olarak kavrar (41/53).

    ————————————————————————————————————————————————
    Allah’ın, insanlara ihtarları;
    7. Her günahkar iftiracının vay haline! 8. O, Allah’ın âyetleri kendisine bağlantılarıyla birlikte1 okunurken dinler; sonra, sanki onları hiç dinlememiş gibi kibirlenmeye devam eder. Onu acıklı bir azapla müjdele! 9. Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde de onu hafife alır. İşte onlara alçaltıcı bir azap vardır. 10. Önlerinde ise cehennem… Kazandıkları şeyler de Allah ile aralarına koydukları velileri (en yakınları) da hiçbir işlerine yaramayacak. Onlara büyük bir azap vardır.
    11. Bu (Kitap) bir rehberdir2. Rablerinin ayetlerini görmezlikte direnenlere, en fenasından acıklı bir azap vardır.
    Açıklamalar 1;
    (1). Tilavet: B
irbiriyle bağlantılı ayetleri, doğru sıralayarak birlikte okumaktır.
    (2). Hidayet, nazikçe yol göstermektir. Allah’ın hidayet etmesi 4 çeşit olur: 1. Umumi hidayet: Tüm mahlukatı kapsayan hidayet olup, Allah’ın her varlığa, onun için faydalı ve zararlı olanı ayırt etme kabiliyeti vermesidir. 2. İmtihandan geçirilen insan ve cinler için hidayet: Davet, yol gösterme ve görevlerini bildirme manasındaki hidayet olup, Allah’ın kitap indirmesi ve uyarıcı göndermesidir. 3) Doğru yol üzere olanlar için hidayet: Bu hidayet Allah’ın, kitabına uyanları desteklemesi, onlara başarı vermesi ve önlerini açmasıdır. 4) Ahiretteki hidayet: Dünyada son nefesine kadar doğru yol üzerinde yaşayanlara Allah’ın, ahirette cennetin yolunu göstermesidir.

   “Rehber” ise; Allah’ın ikinci çeşit hidayetinin sonucu olan “Kitap”tır. Her namazda okuduğumuz Fatiha Suresi’ndeki “Allah’ım bizi sırat-ı müstakime hidayet et” duasının manası ise -duayı eden kişi zaten Allah’a yönelmiş bir kimse olduğundan- “Yoluna geldik, kabul et Allah’ım! Yolunda bizi başarıya ulaştır ve önümüzü aç Allah’ım!” şeklindedir.
     ——————————————————————————————————————————————–
    Hz. Peygambere hitap;
    14. İnanıp güvenenlere söyle; Allah’ın (toplumları ödüllendirme veya cezalandırma) günlerini beklemeyenleri bağışlasınlar. Çünkü her topluma, yapmakta olduklarının karşılığını Allah verecektir.15. Kim iyi iş yaparsa kendisi için yapar, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapar. Sonunda Rabbinizin huzuruna çıkarılacaksınız.
     ——————————————————————————————————————————————
     Allah, gökleri ve yeri insanlar için imtihan sebebi olsun diye yarattı;      
    18. Sonra seni de aynı görevlerle bir şeriat (yo)l üzerinde (olmakla) görevlendirdik. Sen o şeriata uy; bilmeyenlerin arzularına uyma. 19. Çünkü onlar, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi senden savamazlar. Yanlışlar içindeki o kimseler, birbirlerinin velisi (en yakını); Allah ise müttakilerin (yanlışlardan sakınanların) velisidir1. 20. Bu (Kitapta olanlar), insanlar için gerçeğin göstergeleridir. Kesin bilgi peşinde olan bir topluluk için ise bir rehber ve bir ikramdır. 21. Yoksa kötü işlerle uğraşıp duranlar, kendilerini, inanıp güvenen ve iyi işler yapanlarla bir tutacağımızı, yaşayışlarının ve ölümlerinin aynı olacağını mı sanıyorlar? Verdikleri karar ne kötüdür!

    22. Allah, gökleri ve yeri o gerçek için (sizleri imtihan için) ve herkese çalışmasının karşılığının haksızlığa uğratılmadan verilmesi için2 yarattı.
    Açıklamalar 1;
    (1).
Aralarına başka bir şey girmeyecek şekilde birbirine yakın olan iki kişi veya şeyden her birine veli denir. Kişiye akrabalık, dostluk, yardım ve inanç bakımından yakın olanlar da mecazen bu kelimeyle ifade edilir. Allah, her insana sinir uçlarından daha yakındır (50/16). Dolayısıyla müminler, sadece Allah’a kulluk eder ve tüm isteklerini ona sunarlar (1/4). Böylece onlar Allah’ın velileri (evliyası), Allah da onların velisi olur (2/257,3/68,10/62-63). Buna rağmen tasavvufta farklı bir velilik (evliyalık) makamı olduğuna inanılır, veli veya evliya diye nitelenen kişiler o makama yerleştirilerek birer vesile (aracı) konumuna getirilir. Böylece Allah ikinci sıraya konur ve tövbe edilmediği takdirde asla affedilmeyecek şirk günahına girilir.
    (2). Allah, gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları, insanların ve cinlerin faydası için yaratmış, onlardan yararlanma konusunda doğru ve yanlış davranışlarda bulunmalarına imkan vererek insanları ve cinleri zorlu bir imtihana tabi tutmayı amaçlamıştır. Burada bahsedilen gerçek, işte budur.

      —————————————————————————————————————————————–
     Allah’ın ihtarları, kafirlerin yalan sözleri;
    23. Kendi arzusunu kendine ilah edineni gördün mü1? Bilerek yaptığı için Allah onu sapık saymıştır. (Sanki) onun kulağına ve kalbine mühür basmış, gözüne de perde çekmiştir. Allah kabul etmedikten sonra artık onu kim doğru yolda sayabilir. Bilginizi kullanmaz mısınız?
    24. Şöyle dediler: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur; ölürüz, yeniden hayat buluruz. Bizi sadece zaman helâk eder” Halbuki onların bu konuda bir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna dayanırlar.

    25. Onlara apaçık ayetlerimiz, bağlantılarıyla birlikte okununcaDoğru söylüyorsanız atalarımızı bize getirin!” demekten başka karşı delilleri olmadı.
    26. De ki: “Allah, size hayat verir, sonra sizi öldürür, sonra da geleceğinde şüphe olmayan kıyamet (mezardan kalkış) günü sizi bir araya toplayacaktır. Ama insanların çoğu bunu bilmez.”
    27. Göklerde ve yerde tüm yetkiler Allah’ındır. O saat (Mezardan kalkış saati) geldiği gün, işte o gün, batıla dalanlar kaybedeceklerdir. 28. Her ümmeti diz çökmüş olarak göreceksin. Her ümmet kendi Kitabına (göre yargılanmaya) çağrılacak; o gün size yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.
    29. Bu da hakkınızdaki gerçekleri söyleyen (amellerinizin yazıldığı) kitabımızdır. Çünkü biz, sizin yaptıklarınızı kayda geçiriyorduk. 30. İnanıp güvenen ve iyi işler yapanları, Rableri rahmeti içine alır. İşte bu, apaçık bir başarıdır.
     (1). Kendi arzu ve isteklerini öne alıp Allah’ın emirlerini ikinci sıraya atanlar.
     ——————————————————————————————————————————————–

    Allah’ın nitelikleri;
    36. Yaptığı her şeyi mükemmel yapmak göklerin sahibi ve yerin sahibi, bütün varlıkların sahibi olan Allah’a özgüdür.
37.Göklerde ve yerde büyüklük de ona özgüdür. O daima üstün ve bütün kararları doğru olandır.
 

      ——————————————————————————————————————————————–
     46. AHKAF SURESİ (Kum tepelerinin olduğu bir bölge/35) : İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,
    Allah’ın öğütleri ve ihtarları;  

    2. Bu kitabın indirilmesi, daima üstün ve kararları doğru olan Allah tarafındandır. 3. Gökleri, yeri ve ikisinin arasında olanları, sadece o gerçek için (sizleri imtihan için) ve belli bir süreliğine yarattık. Kafirlik edenler, kendilerine yapılan uyarılardan yüz çevirenlerdir.                                                                                               
     ——————————————————————————————————————————————–  

    Müşriklerin nitelikleri;                                                                                   
    4. De ki: “Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınıza hiç baktınız mı? Gösterin bana, onlar yer­yüzünde neyi yaratmışlar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? (Allah ile aranıza aracı koyma konusunda) Doğru söyleyenlerden iseniz bana bu Kitap’tan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin.”

    5. Kendisine, kıyamete kadar cevap vere­meyecek kimseyi Allah ile arasına1 koyup yardıma çağırandan daha sapkın kim olabilir! Üstelik yardıma çağrılanlar, bunların çağrısından bile habersizdirler! 6. İnsanlar (mahşer günü) bir araya getirildiğinde, onlar bunlara düşman olacaklar ve bunların kendilerine kulluk ettiklerini inkar edeceklerdir.
      Açıklamalar 2;
    (1). Mindunillah (Ahkaf 46/5); Allah’ı ikinci plana atmak, kendisi ile Allah arasına bir varlığı  koymaktır. “Mindûnillah “ sözü, Allah’tan önce , Allah’a yakın anlamlarına gelir. Müşrik, ulu bildiği şeyi kendinin üstü, Allah’ın astı sayar ve kendini Allah’a daha çok yaklaştırsın diye ona kul olur. Allah ile arasına koyduğu şeyi, ulu varlık sayar, her yerde hazır olduğuna, kendini gördüğüne ve Allah’ın yanında onun vekili olacağına inanarak ona, şehîd kelimesinin bütün anlamlarını yükler.

     Allah’tan istenecek şey, insanın başka hiçbir şekilde elde edemediği bir ihtiyaç olmalıdır ve insan bu ihtiyacını araya hiçbir şeyi koymadan doğrudan Allah’tan istemelidir. Birine bağlanmayı şart koşanların değil, böyle anlatan ilmin peşinde olunmalıdır. Allah, Resulüne buyuruyor ki “De ki ben sadece Rabbime dua ederim; duada kimseyi  O’na ortak etmem”. Deki “Size bir zarar verecek güçte olmadığım gibi, sizi olgunlaştıracak güçte de değilim” (Cin 72/20-21).
     Ayetlerde Allah’tan istenecek yardımlarda, Allah Resulünün bile bir yardımının olamayacağı açıkken, başkalarını araya koymanın faydası olmayacaktır. Bu şekilde dilekte bulunanları, Rabbimiz 4 ve 5. ayetlerde sapık saymaktadır. 
    Hiçbir müşrik, Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr etmez. Onun farkı, Allah ile kendi arasında, yetkisi Allah tarafından verilmiş bir aracının varlığına inanması, onu Allah’a yakın sayıp yardımını ve şefaatini beklemesidir.                                                             A. Bayındır  
   *Ölülerden şifa ve yardım istemek;
    Ölünün amel defteri kapanmıştır, artık kendisine bile fayda ve zarar sağlayamaz. Ölülerden yardım istemek, onlardan medet ummak şirkin temelidir. İhtiyaç giderenden istemek yerine muhtaç olandan yardım istenmesi tevhit inancı ile bağdaşmaz. Kimi insanlar şirkin, sadece putlara tapmak anlamına geldiğini zannederler. Oysa Allah’la (c.c.) birlikte nebilere, salihlere, meleklere ve başkalarına dua eden kimselerde müşrik kapsamına girerler.

     Kıldığımız namazların bütün rekatlarında Fatiha suresini okumamız emredilmiş ve günde kırk kere “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” ayeti tekrarlattırılarak Allah’tan başkasından yardım istenmeyeceği hususu zihinlerimizde canlı tutulmuştur. Havaya, suya ve gıdaya ihtiyacımız nasıl maddi hayatımızın canlı tutulması için gerekli ise; Allah’tan başkasına ibadet edilmeyeceği, başkasından yardım istenemeyeceğinin tekrarlanması da manevi hayatımızın canlı tutulması için gereklidir.  
     Yine, Allah Kur’an’da De ki: Ben yalnızca Rabbime dua ederim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmam(72/20) buyuruyor. “Allah’ın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesilesi olur” sözü, Allah’ın adını kullanarak insanları aldatma dışında bir anlam taşımaz. Ölülerden dua ile yardım ve şifa alınabilseydi kabrin olduğu yerlere oteller, konaklama tesisleri kurulmuş olurdu.
     İsa peygamber bile “Aralarında bulunduğum sürece onlara şahittim. Beni vefat ettirdikten sonra onlar, sadece senin gözlemin altındaydılar. Her şeye şahit olan sensin” 5/117’ ayetine göre ancak kıyamet günü cevap verebiliyor ve o zamana kadar olup bitenlerden haberi olmuyorsa ölmüş büyüklerin dünyada olanlara bir yarar sağlamaları nasıl mümkün olur.           
    Hz. Peygamberi hatırladığımızda ve kabrini ziyaret ettiğimizde ona salat ve selam getiririz ve Peygamberimize olan ikramını artırmasını Allah’tan talep etmiş oluruz. Ama dualarımızda Hz. Peygamberden bir dilekte bulunmayız.        
    İlgili ayetler;   
    Kimi insanlar, Allah’a benzer nitelikler yükleyerek, O’nunla aralarına koyduklarını ilah edinir ve onları, Allah’ı sever gibi severler. İnanıp güvenenlerin Allah sevgisi çok güçlüdür. Bu yanlışı yapanlar, bütün gücün Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın cezasının, (işledikleri suçla) orantısını, o azabı gördüklerinde anlayacakları gibi keşke şimdiden anlasalar!2/165

    Arkasından gidilen kişiler o gün, kendilerini takip edenleri terk ederler. Artık azabı görmüşler ve aralarındaki bağlar kopmuştur. Onları takip edenler şöyle derler: “Keşke elimize bir fırsat geçse de onların burada bizden uzak durdukları gibi biz de onlardan uzak durabilsek!…..” (2/166-167)  
   “Doğru çağrı, Allah’a yapılan çağrıdır. Allah ile aralarına koyup yardıma çağırdıkları bunlara hiçbir şekilde karşılık veremezler……..”
(13/14).
      ———————————————————————————————————————————————
    Hz. Peygambere hitap;
    9. De ki: Ben resullerin ilki değilim. Bana da size de ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
 10. De ki: “Hiç düşündünüz mü; eğer bu, Allah katından ise ve siz de bunu görmezlikten geldiyseniz (haliniz ne olur?). Üstelik İsrailoğullarından (kendi kitaplarını iyi bilen) bir şahit de bunun, ellerindekinin dengi olduğuna şahitlik etti ve inandı ama siz kibirlendiniz.” Şurası bir gerçek ki Allah, yanlışlar içinde olan bir topluluğu yola getirmez.
     ————————————————————————————————————————————————

    Müminlere verilecek nimetler;
    13. “Rabbimiz Allah’tır.” deyip de dosdoğru olanların üzerinde ne bir korku olur ne de üzülürler. 14. İşte onlar Cennet ahalisidir, yaptıkları işlere karşılık orada ölümsüz olarak kalacaklardır.
      Açıklamalar 2;
    *Doğru davranma (46/13): Sahabilerden biri “ Yâ Rasullallah! Bana İslam’ı öylesine tanıt ki, onu başkasına bir daha hiç sorma ihtiyacı hissetmeyeyim” dedi. Rasulullah (s.a.s.): “Allaha inandım de, sonra dosdoğru ol” buyurdu. Dosdoğru bir hayat yaşamamın temel şartı, bir olan Allah’a imandır. Sonra da Allah’ın emrettiği gibi yaşamaya gayret etmektir.
    İstikamet üzere olmak ancak doğru dini bilgi ile mümkündür. Yüce Allah’ın gönderdiği Kur’an en doğru bilgidir ve insanı doğru sonuca götürür. En güzel ahlak, Hz. Peygamberimizin de edinmiş olduğu Kur’an ahlakıdır. Kur’an ahlakına sahip Müslüman, elini başkalarına zarar vermekten, gözünü haramdan, dilini ve kulağını yalan v gıybetten korur. Çünkü; Müslüman, diğer Müslümanların dilinden ve elinden zarar görmediği kimsedir. Mü’min de insanların canları ve malları hususunda kendilerine zarar vermeyeceğinden emin oldukları kimsedir. Dosdoğru yaşamak için, aklımızı kötü zandan, gönlümüzü kin ve intikamdan arındırmamız gerekir. Bunun için, sarsılmaz bir iman ile takva ile dolu tertemiz bir kalp gerekir. Rasulullah buyuruyor ki:

  “Kulun kalbi dürüst olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.”
    Doğruluk, hak ve hakikate bağlı sağlam ve istikrarlı bir duruştur. Adalet ve vakar elbisesini, Müslümanın kendi hayatına giydirişidir. Bakışlardaki ayardır. Sözlerdeki karardır. Kişinin muhatabına verdiği güvendir. Alış-verişinde helal duyarlılığıdır. Güçsüzü ezmemektir. Kul hakkını gözetmektir. Onuru-namusu çiğnememek ve çiğnetmemektir. Allah’tan başkasına kulluk etmemektir. Dosdoğru olmak, Allah’ın emirlerini nefsinin isteklerine tercih etmektir. Dünya nimetleriyle şımarmayarak, ahireti her daim hatırlamaktır. Kısacası, Kur’an’ı hayatına rehber etmektir. Evet, biz Allah’a inandık, Kur’an-ı Kerim’in her ayetini tasdik ettik, teslim olduk elhamdülillah. Gelin, emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak için dua edip Rabbimize yalvaralım:

    Rabbimiz! Bizi yoluna kabul ettikten sonra, kalplerimizin eğrilmesine izin verme. Bize katından iyilikte bulun! Hep bağış yapan Sen’sin (3/8). Rabbimiz! Kulluğu doğrudan Sana yapar, yardımı doğrudan Senden isteriz. Bizi doğru yoluna kabul et; mutluluk verdiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğramamış ve sapıtmamış olanların yoluna. 1/5-7 (Amin)  
     ———————————————————————————————————————————————
    İnsanın ana-babasına hizmet konusunda görevleri;   
    15. Biz insana, anne ve babasına iyi davranma görevi yükledik. Annesi onu zorlukla taşımış ve zorlukla doğurmuştur. Onu karnında zorlukla taşıması ve sütten kesmesi otuz ay sürer1. Olgunluğa erişip kırk yaşına vardığında şöyle der: “Rabbim! Bana destek ver ki hem bana hem anneme-babama verdiğin nimetlere şükredeyim hem de senin razı olacağın iyi işler yapayım. Soyumdan gelenleri de benim için iyi evlatlar eyle. Ben sana yöneldim, ben sana teslim olanlardanım (27/19).” 16. İşte bunlar; amellerini, en güzelini (esas alarak) kabul edeceğimiz, kötülüklerine bakmayacağımız ve Cennet ahalisi içine alacağımız kimselerdir. Bu, kendilerine yapılan doğru vaadin gereğidir.

    Açıklamalar 1;
   30 aylık sürenin 24 ayı, çocuğun azami süt emme süresidir (2/233). Bunu 30 aydan çıkarınca geriye altı ay kalır. Bu süre, ceninin ana rahminde insanlık vasfını kazanmasından yani ona ruhun üflenmesinden sonraki süredir (23/14, 32/7-9). 

    Açıklamalar 2;
    Şükür (Ahkaf 46/15);“Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etme, nimete söz ve fiille mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapmaktır. ” Önde gelen insanların şükrü” derin bir saygıyla nimet sahibinin iyiliğini anmaktır.
    Allah’a karşı minnettarlık için şükür, insanlara karşı minnettarlık için teşekkür kelimeleri kullanılır. Şükür, hamd (övgü) kavramına yakın bir anlam taşımakla birlikte hamdin kapsamı daha geniştir. Hamd etmede bir kimse, hem iyilikleri hem güzel nitelikleriyle övülür; şükür veya teşekkür ise sadece iyiliklere karşı gösterilen minnettarlığı anlatır. 
    Râgıb el-İsfahânîye göre; Nimeti hatırda tutmak kalple şükür, nimeti vereni övgüyle anmak dille şükür, nimet sahibine lâyık olduğu şekilde karşılık vermek organlarla şükürdür. Sebe/13.âyette “Ey Dâvûd ailesi! Şükür için çaba gösterin” denilerek şükrün bu üç çeşidine de işaret edilmiştir. İsfahani, diğer bir açıdan şükrü yine üçe ayırır: Kendinden üstte olana şükür hizmet, övgü ve dua ile; aynı seviyede olana şükür iyiliğe iyilikle karşılık vererek; aşağı seviyede olana şükür ise onu ödüllendirmekle olur.
    Kur’an da, Allah’ın nimetleri ve ihsanlarından söz edilmekte, insanların Allah’a şükretmesi gerektiği bildirilmekte ve şükredenlere verilecek mükâfatlar anlatılmaktadır. Hz. Süleyman’ın dilinden, “Şükreden ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük eden de bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O büyük kerem sahibidir” 27/40 buyurulmaktadır.
     Râzî’ye göre bu ayete göre şükrün faydası Allah’a değil kuladır. Zira kul şükrederek Allah’a olan minnet borcunu ödemiş olur, ayrıca şükrettiği için O’ndan daha çok nimet umabilir. Diğer bir ayette de Allah’ın şükredenlere nimetini arttıracağı belirtilmek tedir. 14/7. ayete göre çok şükredenlerin daha fazla maddî nimet elde ettikleri görülmektedir. Mânevî nimetin artışına gelince bu nimetin zirvesi Allah sevgisidir. Allah’ın nimetlerine nâil olan kul sürekli O’nun lutufkârlığını ve nimetlerini düşünür, bu sayede Allah’a olan sevgisi artar. Şiblî’ye göre ise “Şükür nimeti değil nimeti vereni görmektir”. 
     Hz. Süleyman, böyle bir sınavdan geçtiğini belirtmiştir (Neml 27/40). Aynı ifadeler nimet sahibine şükretmenin ahlâkî bir ödev olduğunu gösterir. Nitekim bazı âyetlerde Allah’ın lutufları sayılarak, “Ne kadar az şükrediyorsunuz! Fakat insanların çoğu şükretmez; hâlâ şükretmeyecekler mi?” gibi ifadelerle bu ödevi ihmal edenler uyarılmaktadır (7/10; 36/35, 73; 67/23). 
    “Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez” hadisi, şükrün insanlarda karakter haline gelmesi gerektiğine işaret eder. Yine, “Allah’a şükretmeyen insanlara teşekkür etmez, insanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez” denilmiştir. “Bir kimse kendisine yapılan iyiliğe teşekkür etmeyip iyiliği nankörlükle karşılarsa Allah da onun kendisine şükrünü kabul etmez” anlamına gelir. Belâya sabretmenin de nimete şükretmenin de mümine sevap kazandırdığını bildiren hadis her durumda iyimser olmayı telkin etmektedir.  
     Kendisine sabrın mı yoksa şükrün mü daha üstün olduğunu soranlara Cüneyd-i Bağdâdî, “Ne zenginin övülmesi varlıklı oluşundan ne de fakirin övülmesi yoksulluğundan dolayıdır; bunların değeri şartlarının yerine getirilmesine bağlıdır” cevabını vermiştir. “Yemek yiyip şükreden oruç tutup sabreden gibidir” meâlindeki hadis de bu gerçeğe işaret etmektedir. 
    İlgili ayetler (Mülk 67/23, Nahl 16/78, Nisa 4/47);                                                                                 
    Öyleyse siz beni zikredin ki ben de sizi dikkate alayım! Bana karşı görevinizi yerine getirin, nankörlük etmeyin! 2/152
Ey inanıp güvenenler! Allah’ın size rızık olarak verdiği şeylerin temiz olanlarından yiyin! Yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız, ona karşı görevinizi yerine getirin! 2/172   Bir de Rabbiniz şunu ilan etmişti: “Eğer şükrederseniz daha çok veririm. Ama nankörlük ederseniz azabım çetin olur”.  14/7 Bedir’de çok zayıf durumdaydınız, Allah size yardım etti. Öyleyse Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ki görevinizi yerine getirebilesiniz. 3/123, 23/78, 31/12, 34/13,39/65-66,76/3

    *Tevhide yönelmek (46/16); en büyük nimettir. Hz Ebubekir’in yaptığı gibi kâfirlerin işkencesi altındaki müminlerin kurtuluşunu sağlamak, neslinin sâlih Müslümanlardan olmasını istemek, Allah’ın emirlerini hakkıyla yerine getirmek ve O’nun verdiği nimetler için şükretmek, Allah’ın razı (hoşnut) olacağı yararlı işlerdendir.                                             
      ——————————————————————————————————————————————–
    Ahrette müminlere dereceler, kafirlere ise azap vardır;    
    19. Herkesin yaptığı işe göre dereceleri vardır. Bu, (Allah’ın) onlara, yaptıklarının karşılığını tam olarak vermesi içindir. Onlara haksızlık yapılmayacaktır. 20. Kâfirlik edenler ateşin karşısına getirildikleri gün, onlara şöyle denir: “Siz güzel şeylerinizi (ahireti hesaba katmadan) dünyadaki hayatınızda tükettiniz. Onların keyfini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklenmenize ve yoldan çıkmanıza karşılık alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.”
     ——————————————————————————————————————————————-
    Hz. Hud ve Ad halkı;
    21. Âd halkının kardeşlerini (Hûd’u) anlat; Ahkaf’ta1 kavmini uyardı. Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçti. (Hûd) şöyle dedi: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size, büyük bir günün azabının gelmesinden korkuyorum.”        22. Onlar şöyle dediler: “Sen bizi ilahlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen haydi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir!” 23. O da şöyle dedi: “Onun bilgisi yalnız Allah’ın katındadır. Ben size, benimle gönderilen mesajı tebliğ ediyorum. Ama ben sizi, cahilce davranan bir halk olarak görüyorum.”
    24. O azabı, vadilerine doğru yönelmiş bulut kütlesi halinde görünce şöyle dediler: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir bulut kütlesi!” (Hûd dedi ki:) “Hayır! O, hemen gelmesini istediğiniz şey, içinde acıklı bir azap olan rüzgardır. 25. O rüzgar, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir edecektir.” Sonunda öyle bir hale geldiler ki evlerinden başka görülebilecek bir şey kalmadı. Biz suçlular topluluğunu işte böyle cezalandırırız.

    26. Onlara, size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlar için de dinleme yeteneği, basiret (ileri görüşlü olma) özelliği ve gönüller oluşturmuştuk2 ama ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri için dinleme yetenekleri, basiretleri ve gönülleri bir işe yaramadı. Hafife aldıkları şey (o azap) onları kuşattı.
    Açıklamalar 1;
    (1).
Ahkaf, “eğri büğrü kum tepeleri” demektir. Âd kavminin, imana davet edildikleri sırada yaşadıkları yerin adıdır

    (2). Dinleme, basiret ve gönül, ruhun üflenmesi ile kazanılan özelliklerdir. Ruh, bilgisayarın işletim sistemine benzetilebilir. O sistem, bilgisayarın yapımı tamamlandıktan sonra yüklenir. Ruh da vücuda, yapısının tamamlanmasından sonra yüklenir ve kişide gönül, dinleme, basiret sahibi olma özellikleri oluşturur. Kişi, o andan itibaren diğer canlılardan farklı hale gelir. Gönül, ruhun kalbi; kişinin ana kumanda merkezidir. Akıl, doğru bilgilere uyulmasını ister. Gönül ise menfaatleriyle doğrular arasında git-geller yaşar. Kararını menfaatlerine göre verirse kendini bazı doğrulara kapatır, onları yok sayar. Bu da kişiyi, insanlara karşı nankör, Allah’a karşı kâfir yapar. Kafir, Allah’ın ayetlerini görür, doğru olduklarına inanır ama menfaatlerine ters düştüğü için görmezden gelir. Bu sebeple kafirlik, bilinçli bir eylemdir. Bu eylemi yapanlar, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lanetini hak ederler. Tevbe etmezlerse dünyalarını da ahiretlerini de kaybederler. 
    Açıklamalar 2;
    İnsan çift nefisli yaratılmıştır (81/7) ve bunlar beden ile ruhtur. İnsanlar kararlarını çift nefislerinin çatışması neticesinde verirler. İnsan ömrünün çelişkiler ve mücadeleler ile geçmesi bundandır. Fıtrattan gelen bu çift kişilikli özellik insanı vereceği kararlarda doğru ve yanlış, güzel ve çirkin, iyi ve kötü ayrımlarını yapmak zorunda bırakır.

    Bu mücadelenin rehberi Kur’an ve ondan çıkarılan doğru hükümlerdir. Bunları rehber edinenler, bu çelişkilerin üstesinden kolayca gelip kendilerini koruma imkanı bulurken (2/2), bunları rehber edinmeyenler (kafirler) aynı yolu çok daha çetin şartlar altında yürümek zorunda kalırlar.  
———————————————————————————————————————————————
   İnsanların helakinin nedeni: “Yanlış inançları”;
    27. Çevrenizdeki nice kentleri de helak ettik. Belki yanlışlarından dönerler diye onlara da ayetlerimizi değişik biçimlerde anlatmıştık. 28. Allah’a yaklaşmak için Allah ile kendi aralarına koydukları ilahlar onlara yardım etseydi ya! Aksine o ilahlar, yanlarından (zihinlerinden) kaybolup gittiler. Zaten bu iş, kendi düzmeceleri ve uydurup durdukları şeydi (Lat, Uzza gibi bir takım isimler).

    ———————————————————————————————————————————————
    Cinlerin Kur’an dinlemeleri;
    29. Bir gün, Kur’an’ı dinlemeye hazır bir grup cini sana yönlendirmiştik1. Yanına vardıklarında birbirlerine “Susun!” dediler. Dinlemeleri tamamlanınca birer uyarıcı olarak toplumlarına döndüler.
    30. Onlara dediler ki: “Ey halkımız! Musa’dan sonra indirilmiş2, kendinden önceki kitapları tasdik eden, gerçeğe ve dosdoğru yola yönelten bir kitap dinledik. 31. Ey halkımız! Allah’a çağırana olumlu cevap verin ve ona inanıp güvenin ki (Allah) hem günahlarınızı bağışlasın hem de sizi acıklı bir azaptan korusun.
    32. Kim Allah’a çağırana olumlu cevap vermezse (bilsin ki) yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak değildir. Onun, Allah ile arasına girecek yakınları da olmayacaktır3. Böyleleri açık bir sapkınlık içindedirler.”
Açıklamalar 1;
    (1). Allah, cinleri de insanlar gibi imtihan için yaratmış ve aynı görevlerle yükümlü tutmuştur. Tevrat ve İncil’e inanan insanlar yeni bir nebi beklentisi içinde idiler.  (2). Ayette Kur’an’ın Musa’dan (a.s.) sonra indirildiğine ve kendinden öncekileri tasdik eder özellikte olduğuna dikkat çekilmektedir. Oysa herkesin bildiği gibi Kur’an, İsa’dan (a.s.) sonra indirilmiştir. Musa’ya dikkat çekilme nedeni, Kur’an’dan önceki şeriatın temelinin Musa’ya verilen emirler olmasıdır. Musa’dan sonra İsrailoğullarına pek çok nebi gelmiştir (2/87). Bunlar, Musa’ya verilen şeriattan sorumludur. İsa’ya (a.s.) da bu nedenle hem Tevrat hem İncil öğretilmiştir.  

   (3). Allah’ın varlığına ve birliğine inanmayan kimse yoktur. Ama Allah’a güveni olmayanlar araya, kendilerini koruyacaklarını sandıkları aracılar koyarak Allah’ı ikinci sıraya atmış ve müşrik olmuş olurlar.
      ——————————————————————————————————————————————–
    Hz. Peygambere hitap;
    35. Elçilerden kararlılık sahibi olanlar1 nasıl sabrettilerse (duruşlarını bozmadılarsa) sen de onlar gibi sabret! Kâfirler için aceleci olma! Onlar; tehdit edildikleri azabı görecekleri gün, dünyada gündüzün kısa bir süresi kadar kalmış gibi olacaklar. Bu, bir bildiridir. Hiç, yoldan çıkmış bir topluluktan başkası helak edilir mi?

     (1). 33/7,42/13 ayetlerde “Ülü’l-azm” diye nitelendirilen  elçiler Hz.Nuh, Hz.İbrahim, Hz.Musa ve Hz. İsa olmalıdır.
    ———————————————————————————————————————————————–
    47. MUHAMMED SURESİ  38: İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,
    Kafirlerin-Müminlerin nitelikleri;
    1. Kâfir olan ve Allah’ın yolundan ayrılanlar var ya Allah onların amellerini boşa çıkarır. 2. İnanıp güvenen, iyi işler yapan ve Muhammed’e indirilene inananlara gelince -ki ona indirilen, Rablerinden gelen bir gerçektir- Allah onların kötülüklerini örter ve durumlarını düzeltir1. 3. Bunun sebebi, kâfir olanların (ayetleri görmezlikten gelenlerin) batıla uymaları, Allah’a inanıp güvenenlerin ise Rablerinden gelen hakka uymalarıdır. Allah, insanlara, kendi hallerini işte böyle örneklendirir.

    4. Kâfirlik edenlerle savaşta karşılaşınca boyunlarını vurun (8/12). Nihayet (kuvvetlerini kırıp) onları etkisiz hale getirince bağlarını sıkı tutun (esir alın). Sonra ya karşılıksız ya da fidye karşılığı serbest bırakın2 ki savaşın doğurduğu ağır sıkıntılar ortadan kalksın. Yapmanız gereken budur. Allah farklı tercihte bulunsaydı onların hakkından kesinlikle kendisi gelirdi. Bunu yapmaması, birinizi diğerinizle yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların işlerini asla boşa çıkarmaz. 5. Allah onları hedeflerine ulaştıracak ve durumlarını düzeltecektir. 6. Onları kendilerine bildirdiği cennete koyacaktır.
    7. Ey inanıp güvenenler! Siz Allah’a (onun dinine) yardım ederseniz3 o da size yardım eder ve ayaklarınızı (bu dinde) sabit kılar! 8. Kâfirlik edenler var ya, onların hak ettiği yıkılıp gitmektir! Allah, onların amellerini boşa çıkarır. 9. Bunun sebebi, Allah’ın indirdiğinden hoşlanmamalarıdır. Allah da onların amellerini yok saymıştır.
     Açıklamalar 1;
    (1). İnanıp güvenen ve iyi işler yapmış olanların kötü işlerini örtecek ve onları, yaptıklarının en güzeli ile ödüllendireceğiz (29/7).
(2).
Bu ayete göre savaş esirlerini, karşılıksız veya fidye karşılığı serbest bırakmak gerekir. Hiçbir ayette, onların öldürülmesine veya köleleştirilmesine dair bir işaret yoktur. Nebimiz, aldığı bütün esirleri, bu ayet gereği serbest bırakmıştır. Ama Şii – Sünni mezhepler dahil, ulemanın büyük çoğunluğu ilgili ayetleri ve Nebimizin uygulamalarını yok sayarak esirlerin öldürülebileceği, köle ve cariye yapılabileceği ve cariyelerle nikahsız cinsel ilişkiye girilebileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunun için bazı ayetleri yok saymışlar, bazı ayetlerin de anlamını bozmuşlardır.
  
     ——————————————————————————————————————————————–

    Allah, müminleri cennete koyacak, kafirlerin kalacakları yer ise ateş olacak;                                    
    10. Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar! Allah onları yerle bir etmiştir. Bu kâfirlerin hak ettiği de onlarınkinin benzeridir. 11. Bunun sebebi şudur: Allah, inanıp güvenenlerin mevlâsı (koruyup kollayıcısı)’dır; ama kâfirlerin (azaba çarptırılmaları sırasında) mevlâsı olmaz. 

    12. Allah, inanıp güvenen ve iyi işler yapanları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Kâfirlik edenler ise (dünyanın geçici menfaatlerinden) yararlanır ve en’amın (koyun, keçi, sığır ve devenin) yemesi gibi yerler. Ateş onların kalacakları yerdir. 13. Seni sürüp çıkaran kentinden daha güçlü nice kentler vardı, biz onları helak ettik. Onlara yardım eden hiç kimse olmadı. 14. Rabbinden gelen açık bir belgeye dayanan kişi, hiç, kötü işleri kendine güzel gösterilen1 ve arzularına uyanlar gibi olur mu?
    (1). Kötü işleri güzel gösterilenler, insan ve cin şeytanlarıdır.
     ——————————————————————————————————————————————–
     Hem kendi günahın hem de müminlerin günahları için bağışlanma dile;
    16. Onlardan seni dinleyenler var. Yanından çıkınca bilgi sahibi olanlara: “Ne dedi şimdi bu!” derler. Onlar, Allah’ın kalpleri üstünde yeni bir tabiat oluşturduğu ve kendi arzularına uyup duran kimselerdir.

    17. Doğru yola girenlere gelince Allah onların hidayetini artırır ve yanlışlardan sakınma kararlılığı verir. 18. Bunlar o saatin (mezardan kalkış saatinin) kendilerine ansızın gelmesi dışında bir şey mi bekliyorlar? Oysa onun bütün şartları (alametleri) ortaya çıkmıştır. O saat geldiğinde akıllarını başlarına almalarının ne faydası olur?
    19. Şunu bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın için hem de inanmış erkek ve kadınlar için bağışlanma talebinde bulun. Allah, gezip dolaştığınız yeri de varıp durduğunuz yeri de bilir.

     ——————————————————————————————————————————————–
    Savaş emri çıkınca münafıklar ölüm baygınlığına girmiş gibi bakarlar;
    20.İnanıp güvenenler: “Keşke bir sure indirilse!” derler. Hüküm içeren bir sure indirilip de içinde savaştan söz edilince kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş birinin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Oysa onlara uygun olan,      21. içten boyun eğmek ve marufa (Kur’an’a) uygun konuşmaktır. Savaşma işi kesinleşince de Allah’a karşı dürüst davranırlarsa kendileri için elbette iyi olur.

    22. Savaştan yüz çevirirseniz, bulunduğunuz yerde fesat çıkarmanız ve akrabalık bağlarını koparmanızdan başka ne bekleyebilirsiniz ki! 23. İşte bu gibiler, Allah’ın lanetlediği (dışladığı) kimselerdir. (Sanki) Allah, onları sağırlaştırmış ve basiretlerini köreltmiştir. 24. Bunlar Kur’an’ı hiç mi etraflıca düşünmezler? Yoksa kalp­leri üzerinde kilitler mi var?
       ——————————————————————————————————————————————-

    Allah sizi, zorlu bir imtihandan geçirecektir;                                              
    31. Biz, içinizden cihad1 edenleri ve sabırlı davrananları bilinceye, iç yüzünüzü ortaya çıkarıncaya kadar sizi, kesinlikle yıpratıcı bir imtihana sokacağız. 32. Kâfir olan, Allah’ın yolundan ayrılan ve doğru yol kendileri için apaçık ortaya çıktıktan sonra bu resulün karşısında yer alanlar Allah’a asla zarar veremezler. Allah, onların amellerini yok sayacaktır.

    33. Ey inanıp güvenenler; Allah’a gönüllü olarak boyun eğin, bu resule gönüllü olarak boyun eğin de amellerinizi geçersiz kılmayın! 34. Kâfir olan ve Allah’ın yolundan ayrılanlar sonra da kâfir olarak ölenler var ya Allah onları asla bağışlamaz. ْ35. Öyleyse gevşemeyin, barış (uzlaşma) çağrısı yapmayın!2 Üstün olan sizsiniz! Allah sizinle beraberdir. O sizi, işlerinizde asla yalnız bırakmaz.
    Açıklamalar 1;
    (1).
Cihad, düşmanın, şeytanın veya arzuların baskısına karşı Allah’ın emrine uymak için verilen her türlü mücadeledir.  Allah yolunda savaş, cihadın en önemli  parçasıdır.

    (2). Savaş, düşmanın saldırısını engellemek için yapılır. Saldıran tarafa barış teklifi yapılamaz. Ancak düşman taraf savaştan vazgeçer de barış teklifi yaparsa teklifleri kabul edilir.
     ——————————————————————————————————————————————–
     Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır;
    36. Dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve yanlış yapmaktan sakınırsanız Allah size hak ettiğiniz karşılıkları verir. Sizden mallarınızın tamamını da istemez. 37. Eğer sizden onları isteyip de sizi aç ve açıkta bırakacak olsaydı cimrilik ederdiniz ve Allah, bütün kötü eğilimlerinizi ortaya çıkarırdı.

    38. İşte sizler Allah yolunda harcama yapmaya çağrılan kimselersiniz ama içinizden cimrilik edenler var. Kim cimrilik ederse cimriliği sadece kendine eder. Allah zengindir, siz fakirsiniz. Eğer yüz çevirirseniz o, yerinize başka bir topluluk getirir de onlar sizin gibi olmazlar.
      ——————————————————————————————————————————————–                  48.
FETİH SURESİ  29: İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla;
    Hz. Peygambere Allah’ın yardımı;
    1. Sana, her şeyin önünü1 açacak bir fethin (Mekke’nin fethi) yolunu2 açtık. 2. Allah bunu, (Bedir’de) işlediğin önceki ve sonraki günahını bağışlamak3, sana olan nimetini tamamlamak ve seni (hedefe götürecek) dosdoğru bir yola yöneltmek için yaptı. 3. Bir de Allah bunu, sana güçlü bir yardımda bulunmak için yaptı.
    Açıklamalar 1;
    (1).
Bu surenin 28. ayetinde İslam’ın bütün dinlere hakim olacağı bildirildiği için Hudeybiye antlaşmasıyla başlayan bu hakimiyet, Mekke’nin fethi ile güçlenecek ve devam edecektir.

    (2). Nebimiz, Mekke’den ayrılmak zorunda bırakıldığı sırada inen ayetlerde, ona baskı yapan müşriklerin Mekke’de fazla kalamayacakları bildirilmiş ve Bedir savaşında Mekke’yi fethin şartları oluşturulmuştu. Ancak bir sonraki ayette işaret edilen suçların işlenmesi sebebi ile Mekke’nin fethi gecikmişti.
(3).
Yüce Allah, savaş sırasında düşmanı etkisiz hale getirmeden esir almayı (47/4) ve savaşı bırakıp geri çekilmeyi yasaklamıştı (8/15-16). Nebimiz Bedir savaşında bu emirlere aykırı davranıp esir almış ve savaşı bırakmıştı. Eğer Allah, Mekke’de Müslümanlara zafer sözü vermeseydi (30/1-  6) büyük bir yenilgiye uğrayacaklardı (8/67-68). Bu ayette, o suçların bağışlanmasının Mekke’nin fethiyle mümkün olacağı bildirilmiş, fetih gerçekleştikten sonra da Nebimize, bağışlanma talep etmesi emredilmiştir (110/1-3). Böylece o, her konuda olduğu gibi tövbe ve istiğfar konusunda da bize örnek kılınmıştır.

     Açıklamalar 2;
    Allah’ın peygambere yardımı (48/3): 1.Yüce Allah, ‘sana’ diyerek, buradaki zaferi peygamberin şahsına atfediyor, Müslümanlar veya İslam için değil. Allah rasulü orada zorlu bir imtihandan geçti ve neredeyse kontrolu elinden kaçırabileceği yerde Allah’ın yardımıyla sağlam duruş gösterdi. Sahabenin disiplinini korudu ve kalpleri net bir şekilde disipline etti.   

    Ancak, nebimiz ve arkadaşları, savaşta düşmanı tamamen etkisiz hale getirmeden esir almaya kalkışmıştı. Oysa bu uygulama 47/4. ayet gereğince yasaktı. Bu eylem günah oluşturmuştu ve bu günah nedeniyle Mekke ordusunu etkisiz kılma fırsatını kaçırmışlar ve Allah’ın Fetih emrinin gereğini ertelemek zorunda kalmışlardı. Bu da günah oluşturmuştu:
    “Seni bu topraklardan çıkarmak için yerinden oynatmak üzereler. Çıkarırlarsa senden sonra burada fazla kalamazlar. Senden önce gönderdiğimiz elçilere uygulanan kanun budur. Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın”. İsra 17/76-77  

    Geçmişte ve gelecekte günahtan uzak bulunan Peygamber’e tamamlanan ilâhî nimet, Mekke ve Tâif’in fethi, dünyada
şerefinin yüce kılınması, yardım ve zafere nâil olması, baş kaldıranların boyun eğmesi şeklinde tecelli etmiştir.
    Hz. Peygamber Allah’ın habibidir. En yüce makamlara kadar yükselmiş, insanlara ve cinne peygamber olmuş, ganimet kendisine ve ümmetine meşru kılınmış, şefâati makbul olmuş, teşehhüdde, ezanda ve Kur’an’ın birçok yerinde Allah ile birlikte anılmış, ona itaat Allah’a itaat sayılmış, Kelime-i Tevhid’in iki rüknünden biri olmuş, böylece kendisi için bütün nimetler tamamlanmıştır.
    48/2. ayette yer alan önceki günah, Bedir’de düşmanı takip etmeme, sonraki günah da (Uhud da) düşmanı etkisiz hale getirmeden esir alma günahıdır. Allah 110/1-3 de, Nebîmizin bu günahlarının affını, Mekke’yi fetih şartına bağlıyor.
    ————————————————————————————————————————————————
    Allah’ın nitelikleri;                                                                                        
    4. Müminlerin imanları kat kat artsın diye onların kalplerine iç huzuru vermiş olan odur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah daima bilen ve doğru kararlar verendir. 5. Allah (bunları) mümin erkeklerle mümin kadınları, ölümsüz olarak kalmak üzere, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokmak ve onların kötü işlerini örtmek için1 yaptı. Bu, Allah katında büyük bir başarıdır.

    6. Bunları bir de Allah hakkında kötü zanlar besleyen münafık erkeklerle münafık kadınlara2 ve müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azap etmek için yaptı. Besledikleri kötü zanlar, dönüp dolaşıp başlarına gelsin! Allah onlara öfkelenmiş, onları lanetlemiş (dışlamış) ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir! 7. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, daima üstün olan ve doğru kararlar verendir.
     Açıklamalar 1;
    (1). Bu ifade, sahabenin de günah işlediğini göstermektedir. Nitekim onlar, Bedir’de Hz. Muhammed’in işlediği iki günaha ses çıkarmayarak onun günahına ortak olmuşlardı.

    (2).Bu münafıklar Hendek savaşında, savaş meydanından çekilmiş olanlardır. Müşrikler ise o günkü Mekkelilerdir.
   ———————————————————————————————————————————————-
    Hz. Peygambere ve müminlere hitap;
   8. Biz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. 9. Bunu, Allah’a ve resulüne (elçisinin getirdiğine) inanıp güvenesiniz, Allah’ın değerini bilesiniz, onu yüceltesiniz, kuşluk ile öğle vaktinde ve ikindide ona ibadet edesiniz diye yaptık.  

      ——————————————————————————————————————————————-
    Hudeybiye’de Hz. Peygambere bağlılık sözleşmesi;
    10. Sana biat edenler (bağlılık sözleşmesi yapanlar) aslında Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların elleri üstündedir. Artık kim sözünden cayarsa sadece kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a karşı üstlendiği yükümlülüğü tam olarak yerine getirirse Allah ona büyük bir ödül verecektir.
     ——————————————————————————————————————————————–

    Sefere giderken geride bırakılanların durumu;                                                     
    11. Taşralı Araplardan geride kalanlar1: “Bizi, mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti; o yüzden bizim için Allah’tan bağışlanma dile!” diyeceklerdir. Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: “Peki, Allah size bir zarar vermek isterse ya da size bir fayda sağlamak isterse ona karşı sizin için kim ne yapabilir?” Hayır; Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. 12. Aslında siz, Allah’ın elçisinin ve müminlerin ailelerine asla dönemeyeceklerini zannetmiştiniz2. Bu, kalplerinize süslü gösterildi. Kötü zanda bulundunuz ve kaybetmiş bir topluluk haline geldiniz.

    13. Kim Allah’a ve elçisine inanıp güvenmezse bilsin ki biz kafirler için alevli bir ateş hazırladık. 14. Göklerde ve yerde tüm yetkiler Allah’ındır. O, bağışlanmayı hak edeni bağışlar, azabı hak edene de azap eder. Allah, bağışlayan ve ikramı bol olandır.
    15.Geride kalanlar, ganimetleri3 almak için yola çıktığınız zaman “Bırakın bizi de size tâbi olalım.” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Sen de ki: “Asla bize tâbi olamayacaksınız. (Çünkü) Daha önce Allah’ın böyle bir sözü vardır4.” Onlar ise: “Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz.” diyeceklerdir. Aslında onlar söylenenlerin sadece pek azını kavrarlar.
    16. Taşralı Araplardan geride kalanlara de ki: “Siz yakında savaş gücü yüksek bir topluluğa karşı çağrılacaksınız. Ya onlarla savaşırsınız ya da onlar barış girişiminde bulunurlar. Bu çağrıya içten boyun eğerseniz Allah size güzel bir ödül verir. Daha önce yüz çevirdiğiniz gibi5 yine yüz çevirirseniz sizi acıklı bir azaba uğratır.
    17. (Savaşa gitmemeleri hususunda) Köre bir sıkıntı yoktur, topala bir sıkıntı yoktur, hastaya da bir sıkıntı yoktur. Kim Allah’a ve elçisine gönülden boyun eğerse Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu acıklı bir azaba uğratır.
     Açıklamalar 1;
    (1). Bu münafıkları geride bırakan şey, Allah’a olan güvensizlikleri ve Müslümanlarla ilgili kötü düşünceleriydi. Zaten bunlar, onlarla birlikte gitselerdi fitne çıkararak sıkıntıya sebep olurlardı. (2). Bunların bu kötü zanları, Allah’ın müminleri korumayacağı şeklindeydi. (3). Hudeybiye antlaşması sonucu Mekkelilerin desteğini yitiren Hayber Yahudileri, büsbütün korumasız kalmışlardı. Onlarla yapılacak savaşın kazananı belli olduğu için bu ganimetler, onlardan alınacak ganimetlerdi. (4). Bunlar, münafıklıklarından dolayı Allah’ın geride bıraktığı kimselerdir. Allah Nebimize, asıl düşmanın onlar olduğunu bildirmiş ve onlardan uzak durmasını emretmiştir.

    (5). Bu münafıklar Hendek savaşında, savaş meydanından çekilmiş ve müşriklerin önünü açmışlardı (33/12-17).
     Allah Resulü Hudeybiye’ye doğru 1400 sahabi ile giderken müşriklerin varsayımlarının konu edilmesi.          
    ——————————————————————————————————————————————–
    Hudeybiye’de Hz. Peygambere bağlılık sözleşmesi ve Allah’ın vaadleri;
    18. O ağacın altında sana biat ettiklerinde (bağlılık sözleşmesi yaptıklarında), Allah o müminlerden razı oldu. Onların kalplerinde olanı bildi de onlara iç huzuru verdi ve onları yakın bir fetih ile ödüllendirdi1. 19. Alacakları çok miktarda ganimetlerle de… Allah, daima üstün olan ve doğru kararlar verendir.
    20. Allah size alacağınız birçok ganimeti daha vaad etti2 ama bunu (Hayber zaferini) sizin için önceledi de o insanların (Mekkelilerin) elini üzerinizden çekti3 ki inanıp güvenenler için bir ayet (bir gösterge) olsun ve sizi (hedefe götürecek) dosdoğru bir yola yönlendirsin. 21. Hesaplamadığınız daha niceleri (fetih ve ganimetler) de var. Allah onları kuşatma altına almıştır. Allah her şeye bir ölçü koyandır.

    Açıklamalar 1;
    (1). Bu ayet, Resulüllah ile bey’at eden müminlerin, sözlerine bağlı kaldıklarının delilidir (48/10).

    (2). Hudeybiye antlaşmasından sonra müminlerin önü açıldı, önce Hayber sonra Mekke, Taif ve Suriye’ye kadar bir çok yer fethedildi ve müslümanlar büyük ganimetler elde ettiler.  (3).Hudeybiye antlaşması, Hendek savaşında, Yahudilerle tam bir ittifak içinde olan Mekkelilerin, çıkabilecek bir müslüman-yahudi savaşında tarafsız kalmalarını sağlamıştı. Bundan dolayı Mekkeliler, Hayber’in fethi sırasında Yahudilere destek veremediler.
    Açıklamalar 2;;
Biyat (Hudeybiye biyatı):
 Allâh Resûlü, 628 yılı mart ayında (Hicretin 6. Yılı) gördüğü bir rüyâ üzerine Müslümanları Kâbe’yi tavâfa dâvet buyuruyor ve davete icâbet eden 1400 sahâbî ile Mekke’ye hareket ediyor. Harbe gitmedikleri için, yanlarına sâdece yolcu silâhı ve 70 kadar da kurban­lık deve alıyorlar. Hazret-i Ömer: “Yâ Resûlallâh! Ebû Süfyân ve adamlarının bize saldırmalarından endişe etmiyor musunuz? Gerektiğinde onlarla çarpışmak için yanımıza silâhlarımızı alsak olmaz mı?” diye sordu. Allâh Resûlü de “Bilmiyorum! Ben umreye niyetlenmiş iken silâh taşımak istemem!” buyuruyor.     

    Kabe’ye yakın Hudeybiye köyünde mola veriyorlar. Durumu haber alan Kureyşliler Müslümanlara baskın yapmak için Hâlid bin Velîd kumandasında 200 kişilik bir kuvvet gönderiyorlar. Birlik, Müslümanlar tarafından esir ediliyorsa da Allâh Resûlü, savaşmaya gelmeyip sırf umre yapıp dönecekleri hususundaki niyetleri anlaşılsın diye ele geçirilen müşrikleri serbest bırakıyor.  Bu defa da görüşmek için Urve’yi gönderiyorlar. Urve döndüğünde gördüklerini şöyle anlatıyor: 
    “Ey kavmim, iyi dinleyin! Ben pek çok kralın huzuruna elçi olarak çıktım; Kisrâ’nın, Kayser’in, Necâşî’nin yanlarına girdim. Ama Müslümanların Muhammed’e karşı olan yüksek bağlılık ve hürmetlerini, hiçbir millette görmedim…Bir şey emretse hepsi birden koşuyorlar. Abdest alsa, abdest suyundan kapmak için birbirleriyle mücadele ediyorlar. Bir şey konuşsa hemen seslerini kısıyorlar. O’na duydukları tâzîm sebebiyle yüzüne dikkatle bakmıyorlar, başlarını önlerine eğiyorlar. Başından bir saç düşse hemen onu alıp saklıyorlar. Bu zât size mâkul bir teklifte bulunuyor, onu kabûl edin!”
    Allah Resulü Hz. Osman’ı elçi gönderiyor. Mekkeliler, ona sert tepki gösteriyorlar ve onu göz hapsinde tutuyorlar ve “İstersen Kabe’yi tavaf et, ancak onlar gelemezler” diyorlar. O da “Hazret-i Peygamber Kâbe’yi tavâf etmedikçe ben de edemem! Ben Beytullâh’ı ancak O’nun arkasında ziyâret ederim…” diyerek Allâh Resûlü’ne olan sadâkatini bildiriyor.
    Hazret-i Osmân’ın, öldürüldüğü şâyiası çıkıyor ve Allâh Resûlü, kendisini temsîl eden Hazret-i Osmân’ın ölüm ihtimâli üzerine derhâl ashâbını topluyor ve “Anlaşılan müşriklerle vuruşmadıkça buradan ayrılamayacağız!” buyuruyor. Ardından, Allâh yolunda canlarını fedâ etmek için ashâbdan bey’at istiyor. Kadın-er­kek bütün mü’minler oradaki bir ağacın altında peygamberin elini tutarak ve :“Allâh Resûlü’nün gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum” diye­rek O’na bey’at ediyorlar. Bey’atin sonunda Allâh Resûlü, bir eliyle diğer elini tutarak: “Bu da Osmân’ın bey’atidir!” buyurarak Osmân’a olan îtimâd ve muhabbetini izhâr ediyor ve Kureyşlilerle savaş kararı alıyor.
    Bu bey’at, ashâbın, Allah’ın yüce rızâsını kazanmalarına vesîle ol­uyor “And olsun ki, o ağacın altında Sana bey’at ederlerken Allâh, o mü’minlerden râzı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara huzur ve sekînet indirmiştir”(48/18)  
Kureyşliler Süheyl bin Amr’ı elçi gönderiyorlar ve yapılan anlaşmaya razı oluyorlar.                                           
    Andlaşma sonrası;
    Allâh Resûlü buyuruyor ki “Haydi, kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz!..” Fakat sahâbilerden hiç kimse bu emri yerine getirmek için yerinden kalk­mıyor. Allah resulü, emrini üç kez tekrarlıyor, yine kimse kımıldamıyor. Ashâbın bu hareketsizliği karşısında Allâh Resûlü son de­rece mahzûn oluyor ve kederli bir şekilde kıymetli zevcesi Ümmü Seleme’nin çadırına gidiyor. Mübârek annemiz, Allâh Resûlü’nü tesellî ederek diyor ki:

    “Ey Allâh’ın Resûlü! Siz, ashâbınıza hiçbir şey söylemeden kurbanlarınızı kesiniz, tıraşınızı olunuz! Bu durumda, onlar kendilerine güç gelen bir ağırlığın altında mahzûn ol­salar da, sizin yaptığınıza tâbî olacaklardır, onları mazur görünüz!”
    Hz. Peygamber, konuşulduğu gibi hareket ediyor. Bu durumu gören ashâb, andlaşmanın artık değişmeyeceğini anlıyor ve hepsi Resûlullâh’ın yaptıklarına tâbî oluyorlar. Kurbanlarını kesiyorlar ve saçlarını tıraş oluyorlar. Bu hâdiseyi müşâhede eden Ümmü Seleme: “Müslümanlar kurbanlıklara doğru öyle bir sıçradılar ki, birbirlerini ezeceklerinden korktum” diyor. 
    Müslümanlar, yapılan sulh antlaşmasının hikmetini ilk anda kavrayamadıkları için gösterdikleri memnuniyetsizlik ve işi ağırdan alma sebebiyle büyük bir korkuya kapıldılar. Haklarında vahiy ineceğini ve helâk edileceklerini düşünmeye başladılar. O sırada ayet indi “(Ey Resûlüm!) Muhakkak ki Biz Sana apaçık bir fetih ihsân ettik. Böylece Allâh, Sen’in geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlayacak; Sana olan nîmetini tamamlayacak ve seni (daima) doğru yola götürecektir. Ve Sana şanlı bir zaferle yardım edecektir.” (Fetih, 1-3). “İnsanlar korka korka develerinin yanlarına dağılmışlardı. Hz. Ömer şöyle demektedir: “O gün Resûlullâh’a karşı sarf etmiş olduğum sözlerimden duyduğum korku sebebiyle, akıbetimin hayrolması için devamlı oruçlar tuttum, sadakalar verdim, nafile namazlar kıldım ve pek çok köle âzâd ettim.”
    Fetih Sûresi, mü’minlere Hudeybiye ile birlikte açılan zafer kapılarının müj­delerini veriyordu. Nitekim çok geçmeden müjdeler birer birer gerçekleşmeye başlıyor. Civar kabîleler, Resûlullâh’ın Kâbe’yi ziyâret için çıktığı bu yolculuğu, “dönüşü olmayan bir yolculuk” diye vasıflandırmışlardı. Fakat Allâh Resûlü’nün en ufak bir zarara dahî uğramadan sağ salim geri döndüğünü görünce, telâş içinde gelip kendisinden özür dilediler. Allâh onların bu hâlini şöyle ifâde buyurur:
     “Aslında siz, Peygamber’in ve mü’minlerin, âilelerine bir daha geri dönmeyecekle­rini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve he­lâke müstehak bir topluluk oldunuz. Kim Allâh’a ve Resûlü’ne îmân etmemişse bilsin ki Biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.” (Fetih 48/12-13)
———————————————————————————————————————————————–
    Kafirlerin güvenilmez halleri;
   22. Kafirlik edenler (Mekkeli müşrikler) sizinle savaşsalardı kesinlikle sırtlarını dönüp kaçarlardı. Sonra kendilerine bir veli (bir yakın) ve yardım edecek birini de bulamazlardı. 23. Allah’ın öteden beri uyguladığı sünneti (yasası) budur. Allah’ın sünnetinde bir değişme bulamazsın. 24. Mekke’nin yanı başında sizi onlara üstün kıldıktan sonra onların elini sizden, sizin elinizi de onlardan çektiren odur1. Allah ne yaptığınızı daima görendir.

    1). Hudeybiye’de Müslümanların galip geleceği bir savaş ortamı doğmuşken Allah, savaşa izin vermedi. 
      ——————————————————————————————————————————————
    Elçinin rüyası;
    Allah, elçisini, onun rüyasının1 gerçekliğini kesinlikle onayladı. Allah gerekli desteği verirse güven içinde, kiminiz saçlarını kazıtmış, kiminiz de kısaltmış2 olarak ve korkmadan Mescid-i Haram’a mutlaka gireceksiniz. Ama Allah sizin bilmediğinizi bildiğinden, rüyanın gerçekleşmesinin öncesinde, yakın bir fethe (Mekke’nin fethine) imkan verecektir.

    Açıklamalar 1;
    (1). “Rüya” kelimesi, “resul” kelimesinin bedel-i ba’z’ı sayılarak ayete meal verilmiştir. Burada Muhammed a.s. için nebi değil resul yani elçi kelimesinin kullanılması, bu rüyanın Allah’ın bir mesajı olduğunu gösterir.
    (2). Buradaki saçı kısaltma veya kazıtma işi, hac ibadetinde Arafat’tan inip büyük şeytan taşlandıktan sonra olur ve daha sonra farz tavaf için Ka’be’ye gidilir. Umrede ise Ka’be tavaf edilip sa’y yapıldıktan sonra saçlar kesilir veya kısaltılır. Dolayısıyla bu ayet, Müslümanların Hudeybiye’ye, umre için değil hac için gittiklerinin açık delilidir.
     Mekke’nin fethine dair rüya gören Hz. Muhammet bunu arkadaşları ile paylaşmıştı.                         
    ———————————————————————————————————————————————–
    Müminlerin, kendini doğrulara kapatanlara karşı sarsılmaz duruşları vardır;
    28. Dinini, bütün dinlere hâkim kılmak için1 Elçisini bu rehber (Kur’an) ve gerçek din ile gönderen Allah’tır. Şahit olarak Allah yeter.
    29. Muhammed, Allah’ın elçisidir. Onunla beraber olanlar, kâfirler karşısında sarsılmaz2, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Onları, rüku ve secde ederek (emirlerine boyun eğerek) Allah’ın lütfunu ve rızasını ararlarken görürsün. Onları tanıtan belirtiler, Allah’a boyun eğmelerinin etkisinden dolayı yüzlerindedir. Bu, onların Tevrat’taki örneğidir3. İncil’deki örnekleri ise filizini çıkarıp güçlendiren, kalınlaşıp sapları üzerinde dik duran ve çiftçileri hayran bırakan bir ekin benzetmesidir. Bu tanımlamalar,  Allah’ın, müminler sebebiyle kafirleri sinirlendirmesi içindir. Allah inanıp güvenen ve iyi işler yapan bu kimselere, bağışlanma ve büyük bir ödül vaat etmiştir.
    Açıklamalar 1;
    (1). Bu hakimiyet, herkesin Müslüman olmasını değil, İslam’ın bütün dinlere, o dinlerin yaşandığı her yere hakim olacağını ifade eder.  ;

    (2). Müslümanlar, kafirlere karşı herhangi bir haksızlığa meyl etmeden tavizsiz bir duruş sergilemelidirler (2/190).   Sarsılmaz bir davranış göstermemiz gerekenler, bizimle savaşan, bizi ülkemizden çıkarmaya çalışan ve çıkaranlara destek verenlerdir..
    (3). Kur’an’a göre, “Muhammed’le beraber olanlar”, Allah’a inanıp güvenen, Allah’tan korkan, kendilerine gönderilen nebiye destek veren kimselerdir. “Bu kimselerin örneği” demekle yalnızca sahabenin veya Muhammed (a.s.) zamanındaki inananların özellikleri değil, mü’min olarak tanımlanan insanların her dönemdeki özellikleri kastedilmektedir.  
      ———————————————————————————————————————————————–
    49. HUCURAT SURESİ  (Hücreler/18): İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla;
     Allah’ın müminlere öğütleri;
    1. Ey inanıp güvenenler! Allah’ın, onun resulünün önüne geçmeyin. Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının. Şüphesiz Allah, daima dinleyen ve bilendir.
    2. Ey inanıp güvenenler! Seslerinizi Nebi’nin sesinden fazla yükseltmeyin. Onunla, birinizin diğeriyle konuştuğu gibi ulu orta konuşmayın. Yoksa siz farkına bile varmadan amelleriniz boşa gider.
    3. Allah’ın resulünün (elçisinin) getirdiğinin yanında seslerini kısanlar var ya onlar Allah’ın, takva (yanlışlardan sakınma) hususunda kalplerini imtihandan geçirmiş olduğu kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
    4. (Ey Muhammed! Sen içerdeyken) Odaların dışından sana seslenenler var ya onların çoğu aklını kullanmayan kimselerdir.
    Açıklamalar;
     Allah ve Elçisi bir konuda karar verince o karar uygulanır. Elçi’ye itaat Allah’a itaattir. Zira elçinin getirdiği Allah’ın sözüdür. Kur’an’daki resul kelimesi ya elçi ya da Kur’an’dır. Uhud savaşında Nebîmiz’in öldüğüne dair haberlerin yayılması üzerine Allah (3/144) ayetini indirmiştir. Aramızda sürekli kalacak olan resul Kur’an’dır. Bunu açıklayan ayet: (33/36)

     ———————————————————————————————————————————————-
    Allah, elçiye ve Kitaba inanıp güvenmeyi size sevdirdi;
    6. Ey inanıp güvenenler! Eğer bir fasık (yoldan çıkmış biri), size bir haber getirirse iyice araştırın. Yoksa işin aslını bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da bundan dolayı yaptığınıza pişman olursunuz.

    7. Bilin ki Allah’ın resulü1 sizin içinizdedir. Eğer o, birçok konuda size uysaydı sıkıntıya düşerdiniz ama (düşmediniz; çünkü) Allah imanı size sevdirdi, onu kalplerinizin süsü yaptı, kâfirliği (ayetleri görmezlikten gelmeyi), fasıklığı (yoldan çıkmayı) ve isyanı (emirlerine karşı gelmeyi) ise size kötü gösterdi. İşte bu durumda olanlar, olgun kimselerdir. 8. Allah bunları kendisinden bir lütuf ve nimet olarak yaptı. Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.
    (1).İçimizde sürekli kalacak olan resul, Allah’ın sözlerinden ibaret olan Kur’an’ı Kerim’dir.
     ———————————————————————————————————————————————–
    Müminler kardeştir;                                                                                               
    9. Müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Onlardan biri diğerine saldırmaya devam ederse, Allah’ın emrine dönünceye (uzlaşmaya yanaşıncaya) kadar, saldıran tarafla siz de savaşın. Allah’ın emrine dönerlerse adaletle aralarını bulun ve hakka uygun davranın. Allah hakka uygun davrananları sever. 10. Müminler ancak ve ancak kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ki ikram göresiniz.                           

    ———————————————————————————————————————————————–
    Allah’ın müminlere öğütleri;
   11. Ey inanıp güvenenler! Hiçbir topluluk başka bir topluluğu alaya almasın; belki onlar, kendilerinden daha iyi olabilir. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar; belki onlar kendilerinden daha iyi olabilir.
Birbirinizi ayıplamayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İnanıp güvendikten sonra adınızın fasığa çıkması ne kötüdür(32/18)! Kim ki tövbe etmez (dönüş yapmazsa) işte böyleleri yanlış yapan kimselerdir.   
    12. Ey inanıp güvenenler, zannın birçoğundan kaçının1; çünkü bazı zanlar günahtır2. Kimsenin gizli hallerini araştırmayın. Biriniz diğerinizin gıybetini yapmasın3. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Tabii bundan tiksindiniz. Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının. Şüphesiz Allah tövbeleri (dönüşleri) kabul eder, ikramı boldur.
    Açıklamalar;
    (1). Zann:
Arapçada zann; hem “kesin bilgi” hem de “varsayım” anlamına gelir. Varsayımların oranı kesin bilgiden çok fazla olacağı için, “zannın birçoğu” ifadesi bilgiye dayalı olmayan zannı yani varsayımları ifade eder. 
    (2).“Günah” olarak tercüme edilen “ism”, kişiyi sevaptan yani iyiliklerden uzaklaştıran davranış anlamındadır. Allah, ‘ism’ olarak tanımladığı her davranışı, haram saymıştır.
    (3).Gıybet, “Bir kimsenin arkasından aleyhinde konuşma, duyacağı zaman üzüleceği bir sözü gıyabında söylemektir. Allah Resulü bir defasında sahabeye  ‘Gıybet nedir biliyor musunuz?’ diye sordu. Sahâbe, ‘Allah ve Resûlü daha iyi bilir!’ karşılığını verdiler. Resûlullah, ‘Kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır.’ buyurdu. ‘Ya kardeşimde o söylediğim durum varsa ne dersin?‘ diye sorulunca Resûlullah, ‘Söylediğin şey eğer onda varsa gıybet etmişsindir. Şayet yoksa ona iftira etmiş olursun.’ buyurdu.” Ama haksızlık yapan kişiden şikâyetçi olmak, zulüm, haksızlık, ahlâksızlık gibi tutum ve davranışları hayat tarzı haline getirmiş kimseleri kınamak için bunların aleyhinde konuşmak gıybet kapsamına girmez.

   “Gıybet zina gibidir”, bazen öyle zamanda ve mekânda yapılır ki insanların ölümüne sebep olur, yuvaları bozulur. Gıybet, bağışıklık sistemini çökertir, en küçük bir günaha dayanamaz. Kötülüklerin anası gıybet, babası zan, anası ise içkidir. Zan kul hakkıdır. Zinadan tevbe eder kurtulursun ancak zandan ancak kul affederse kurtulursun. Kulun kanı, malı, ırzı ve zannı haramdır. Neden Allah gıybet ayetine zanla başlamış? Çünkü gıybet zanla başlar. Hüsn-ü zan (iyi zan) kalbin duasıdır. Su-i zan (kötü zan) kalbin bedduasıdır. Müeyyidesi olan suça zan denir.    
    Gıybet; gıybet edenin şahsiyetini, karakterini ve fıtratını bozar, insanlığında yara açar. Gıybet insanın ve toplumun ahlakını bozar. Gıybet, aslında kendisini temize çıkarmak için başkasını kirletme casusluğudur. Gıybet, birini çekememenin sonucudur. Siz ölü kardeşinizin etini yer misiniz? Gıybet eden mümin kardeşini öldürmüş, etini yemiş ve manevi yamyamlık yapmış olur. Gıybette, zannediyoruz, zannı doğruluyoruz ve başkalarıyla paylaşıyoruz.  
    Allah, kitabında Müslümanların kardeş olduğunu, kişi kardeşiyle uğraştığında onun etini yemiş gibi olacağını beyan ediyor.  Dolayısıyla gıybet eden mümin hem Allah’ın emrine karşı geliyor hem de bir Müslüman’ı kendisine düşman ederek yaşamını sıkıntıya sokuyor. Neresinden bakılırsa bakılsın, insan kendisine büyük zarar veriyor.
  Gıybetten korunma:

    İnsan, zamanı ilim tahsili ve ibadetle geçirmeli. Akıl ne kadar ilim ve ibadetle meşgul edilirse dil de o kadar hikmetli ve dikkatli konuşacak, gıybete girmeyecektir. Bir sahabi Allah Resulüne soruyor “Hangi şeyden sakınayım ya Resulallah?” O’da eliyle dilini tutup “işte şu” diye buyuruyor. İbadet edersiniz, hayra koşarsınız ancak dilinizi tutamayarak gıybet edersiniz de kazandıklarınız boşa gider. Mümin kul o gün, defterinde bazı amellerini göremez. Ona “Onlar, gıybet ettiklerinin hesaplarına gönderildi” denir.     
    Bu sure, müminin hayatını inşa eden ana surelerden biridir. Surede çok yerde müminlere, “ey iman edenler (ey iman etme çabası içinde olanlar)”, şeklinde hitap edilir. İnanan birinin, kul hakkı olan gıybetten uzak durması gerekir. Nitelikli bir kimse başkalarının arkasından konuşmaz. Allah Resulü “Ben günde yüz kere tövbe ederim” buyuruyor. Gıybetten korunmak için, kişinin önce kendi kusurlarıyla uğraşması kendisine yeteceğinden başkasının kusurlarını konuşmaya zamanı kalmaz.
    Eğer bir Müslüman; gıybet ederek başka insanların hukukuna tecavüz ettiğini, ayetin anlatımıyla din kardeşinin etini yediğini kalbine ve ruhuna iman ile anlatabilirse gıybetten emin olur. O zaman ne gıybet eder ve nede gıybet ettirir. Hatta insanlar onu gördüklerinde kendi konuşmalarına dikkat ederler. Dinin istediği de budur. Nazikâne ikazlarda bulunarak gıybet ettirmemek.  
Akıl, bu hassasiyette olursa dil itidalli konuşacak ve hadise göre “ya hayır söyleyecek ya da susacaktır”.  
      İlgili ayetler;
    “Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine körü körüne takılma! Çünkü sen dinleme, görme (basiret) ve gönül özelliklerinden dolayı sorumlu tutulacaksın. İsra 17/36
Allah, kötü sözün açıkça dile getirilmesinden hoşlanmaz; haksızlığa uğramış olan söylerse başka” Nisa 4/148.
    “Kişi ne söylerse söylesin, yanında mutlaka hazır bir gözcü bulunur”. Kaf 50/18

    “Boş sözler işitince onlara aldırmaz, şöyle derler: Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir! Size esenlik ve güvenlik dileriz. Kendini bilmezlerle işimiz olmaz” Kasas 28/55    “Arkadan çekiştiren, kusur arayıp duran herkesin çekeceği var!” Hümeze 104/1                              
      ——————————————————————————————————————————————-
    Allah katında en değerli olanlar;
    13. Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve boylara ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, yanlış yapmaktan en çok sakınanınızdır. Allah daima bilen, her şeyin iç yüzünden haberdar olandır.

     ——————————————————————————————————————————————-
    Müminlerin nitelikleri;
    14. Taşralı Araplar: “Biz de iman ettik!” dediler. De ki: “İman etmediniz. Ama ‘(Size) teslim olduk1 deyin.” İman henüz kalbinize girmedi. Allah’a ve elçisine içten boyun eğerseniz Allah, amellerinizin karşılığından hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır. 15. Müminler; ancak Allah’a ve elçisine inanıp güvenen, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad2 eden (ellerinden geleni yapan) kimselerdir. Özü sözü doğru olanlar işte bunlardır. 16. De ki: “Siz dininizi (bu dine girip girmediğinizi) Allah’a mı öğretiyorsunuz?” Allah göklerde ve yerde olanları bilir. Allah her şeyi bilendir.
    Açıklamalar 1;
    (1). “Teslim olduk” ifadesi, “Allah’a teslim olma” anlamına geldiği gibi “barış ortamına girme” anlamına da gelir. Ayette sözü edilen Taşralı Araplar da Müslümanların üstünlüğünü ve gücünü görmüş, bu yüzden onlara teslim olmuşlar ama henüz iman etmemişlerdi. Eğer Allah’a teslim olmuş olsalardı ayette onlara “İman etmediniz” denmezdi.

    (2). Allah yolunda savaş, cihadın çok önemli bir parçasıdır.
      ———————————————————————————————————————————————-
    İmanın yolunu gösterdiği için Allah’a borçlusunuz;
    17. Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakıyorlar. De ki: “Müslüman oldunuz diye beni minnet altında bırakmayın. Eğer (Müslüman olduğunuz konusunda) doğru söyleyen kimselerseniz imana erdirdiği için sizi asıl Allah minnet altında bırakır.“ 18. Allah, göklerin ve yerin gaybını (gizlisini) saklısını bilir. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.
     İslam, kayıtsız şartsız Allah’a teslim olmaktır, “Allah ne emrediyorsa o!” diyebilmektir. Teslim olana Müslüman denir.
     İman: İman kelimesi Türkçe de “inanıp güvenmek” anlamına gelir. Allah’a herkes inanır ama herkes güvenmez.           
    ———————————————————————————————————————————————