7. A’RAF SURESİNDEN TÜRKÇE MEALLER VE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

    7.A’RAF SURESİ (206): İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,
    Kur’an, akıllarda tutulması gereken bir kitap;
    2. Bu, sana indirilen kitaptır. Bundan dolayı içinde bir sıkıntı olmasın. Bununla uyarıda bulunasın ve inanıp güvenenlerin akıllarında tutmaları gereken bir bilgi olsun diye indirilmiştir. 3. Rabbinizden (Sahibinizden) size indirilene uyun; Allah ile aranıza koyduğunuz velilere1 uymayın. Doğru bilgileri ne kadar az kullanıyorsunuz!
    Açıklamalar 1;
    (1) Veli, en yakın ve dost anlamına geldiği gibi bir işi üstlenen kişi anlamına da gelir. Allah, her müminin velisidir. Allah ile araya konan velilere uymama emri, bilgisi ve konumu ne olursa olsun, hiç kimsenin sözünün Allah’ın kitabının önüne geçirilmemesi gerektiğini gösterir.
    ——————————————————————————————————————————————–

    Yanlışlar içinde yaşamış, önceki toplumların sonları;   
    4. Nice kenti helak ettik. Onlara baskınımız, ya gece uykusunda ya da öğlende dinlenirken geldi.

    5. Baskınımız gelince şunun dışında söyleyecek sözleri kalmamıştı: “Biz, gerçekten yanlışlar içindeyiz!”.
    6. Kendilerine elçi gönderilenleri mutlaka sorguya çekeceğiz. Elçileri de mutlaka sorguya çekeceğiz.
    7. Ne yaptıklarını bildiğimiz için1 onlara bir bir anlatacağız2. Çünkü onlardan uzakta değildik.
    Açıklamalar 1;
    (1) Allah insanları ve cinleri imtihan için yaratmış, ömür boyu neler yaptıklarını tespit edip kayda geçirtmiştir. Sonuçları ahiret gününde açıklayacaktır.

    (2) “Amel defterleri önlerine konur. Suçluları, defterlerinde olanlardan dolayı korkudan titrer halde görürsün. Derler ki “Vay halimize! Bu nasıl defter! Küçük büyük bırakmamış, hepsini sayıp dökmüş.” Yaptıkları her şeyi kayıtlı bulurlar. Senin Rabbin kimseye yanlış yapmaz”. 18/49
      —————————————————————————————————————————————-

    O gün tartı kurulacaktır;
    8.O gün tartı kurulacağı gerçektir1. Kimin tartısı ağır gelirse, işte onlar umduklarına kavuşacaktır. 9. Kimin tartısı hafif gelirse onlar da ayetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle kendilerini hüsrana uğratmış olacaklardır2.

    Açıklamalar 1;
    (1) Artık kim zerre kadar iyilik yapmış olsa onu görecektir. Zerre kadar kötülük yapmış olan da onu görecektir. 99/7-8
    (2) Yaptıklarına karşılık kendileri rehin alınacaktır.

    ———————————————————————————————————————————————-
    Şeytanın huzurdan kovulması;
    10. Sizi yeryüzüne biz yerleştirdik, orada size yaşama imkanları oluşturduk. Görevlerinizi ne kadar az yapıyorsunuz! 11. Sizi (Atanız Adem’i) yarattık, sonra size özgü bir biçim belirledik1. Sonra meleklere “Âdem’e secde edin (onun karşısında saygıyla eğilin)2!” dedik; İblis hariç hemen secde ettiler. İblis secde edenlerden olmadı.

    12. Allah: “Sana emrettiğimde secde etmemene yol açan engel neydi? diye sordu. İblis: “Ben ondan daha değerliyim. Çünkü beni ateşten yarattın, onu balçıktan yarattın.” diye cevap verdi.
    13. Allah dedi ki: “İn oradan3! Orada büyüklük taslamaya hakkın yoktur. Çık dışarı! Sen aşağılıklardansın.” 14. İblis: “Bunların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana yaşama fırsatı ver.” dedi. 15. Allah: “Tamam, sen yaşama fırsatı verilenlerdensin4.” dedi.
    16.  İblis dedi ki: “Madem beni azdırdın5, ben de onlar için, kesinlikle senin doğru yolunun üstünde oturacağım. 17. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Onların çoğunu, şükretmeyen (sana karşı görevlerini yerine getirmeyen) kişiler olarak göreceksin.
    18. Allah dedi ki: “Değersizleştirilmiş ve kovulmuş olarak çık buradan! Hele onlardan biri sana uysun, kesinlikle sizi topluca cehenneme doldururum.”
    Açıklamalar 1;
    (1) “Size özel şekli belirledik””. Hiç kimse diğerinin tıpa tıp aynısı değildir.

    (2) Secdenin kök anlamı, eğilme ve boyun eğmedir. Güneş ay, gezegenler ve yıldızlar gibi gök cisimlerinin birbiri ile olan eğimleri secde olduğu gibi gölgenin yere yapışması da secdedir. Namaz kılarken yapılan secde, yere yapışmaya benzer şekildedir.
    (3) İblis, 1. kat semada görevli meleklerdendi. Allah’a baş kaldırınca kovuldu. Artık o da onu takip eden cinler de birinci kat semaya yaklaştırılmazlar.
    (4) Ayetten anlaşılacağı gibi melekler (cinler) ölümlü varlıklardır. Öyle olmasaydı İblis, ömrünün uzatılmasını istemezdi. Bunların bazılarına ve İblis’e belli bir güne kadar süre tanınmıştır. Bu, bütün canlıların öldüğü gündür.
    (5) Bu ayetten anlaşılacağı üzere İblis, kendini suça sevk edenin Allah olduğunu iddia etmektedir. Kadercilik anlayışının temelinde aynı mantık vardır. Kaderciler, her şeyi Allah’ın belirlediğini iddia ederek kendi hatalarını Allah’a mal ederler.
      ——————————————————————————————————————————————-

     Şeytanın Adem ve eşini kandırması;
    19. Âdem! Sen ve eşin şu bahçeye1 yerleşin. İstediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yanlış yapanlardan olursunuz.” 20. Şeytan her birinin bedenindeki2 örtülü yerleri kendilerine göstermek için onlara fısıldayıp şöyle dedi: “Bakın, Rabbiniz bu ağacı size sırf ikiniz de hükümdar ya da ölümsüzleşenlerden olursunuz diye yasakladı.” 21. İkisine de şöyle yemin etti: “Ben sadece sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim.” 22. Böylece ikisini de kandırıp bulundukları yerden indirdi. O ağaçtan tattıklarında ikisinin de bedenleri kendilerine göründü. Bahçenin yapraklarını üst üste koyup örtünmeye başladılar. Rableri onlara şöyle seslendi: “İkinize de bu ağacı yasak etmedim mi? ‘Şeytan, ikinizin de açık düşmanıdır demedim mi?”

    23. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimizi kötü duruma düşürdük. Bizi bağışlamaz ve ikramda bulunmazsan, kaybedenlerden oluruz.” 24. Allah dedi ki: “Üçünüz de oradan inin! Her biriniz diğerine düşmandır. Hepiniz için bu topraklarda yerleşecek mekan ve bir süreye kadar geçinme imkanları vardır.” 25. (Allah) Dedi ki: “Burada yaşayacaksınız, burada öleceksiniz, yine buradan çıkarılacaksınız.”
    Açıklamalar 1;
    (1)  Orası dünyadaki bir bahçedir. Arapçada bitkilerle örtülü bahçeye ‘cennet’ denir. Âdem, dünyada yaratıldı ve kendine dünyadaki varlıkların bilgisi öğretildi. Onun, eşinin ve soyundan gelen bütün insanların yaşadığı ve kıyamet (mezardan kalkış) günü yeniden diriltilecekleri yer burasıdır. Âdem ve eşinin yaratıldıkları bahçe, ahiretteki cennet olamaz. Çünkü asıl cennet, bir imtihan yeri değil, imtihanı kazananlara ödül olarak verilecek yerdir:  “Kendini yanlışlardan koruyanlar (müttakiler) için Rableri katında, ölümsüz olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan bahçeler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır”. 3/15
   Âdem ve eşi bu bahçede bulundukları sürece ne sıkıntı ne açlık çekecekler ne de çıplak kalacaklardı.(20/118)   
    (2) Elbise, insanı diğer canlılardan ayıran şeylerdendir ve Adem ile Havva elbiseyi diğer kitaplarda dendiği gibi, sırf edep yerlerini örtmek için değil, vücudu sıcaktan, soğuktan korumak ve güzel görünmek için giymişlerdir.
    Şeytan, hiç kimseye boyun eğdirecek bir güce sahip değildir. O, sadece kendisine uyanları etki altına alabilir. Bu da şeytanın üstünlüğünden değil, ona uyanların kendi tercihinden kaynaklanır.

     ———————————————————————————————————————————————
    İyi elbise sizi koruyan elbisedir;
    26. “Ey Âdemoğulları! Size, bedeninizi örten, bir de sizi güzel gösteren elbise indirdik. İyi elbise, sizi koruyan (Takva) elbisedir1. Bu, Allah’ın ayetlerindendirdir3, belki akıllarındaki bilgileri kullanırlar.

    Açıklamalar 1;
    (1) Takva, korunma demektir. Takva elbisesi, vücudu sıcaktan, soğuktan ve kötü bakışlardan koruyan elbisedir. İnsandan başka elbise giyen canlı yoktur. Bu özelliğinden dolayı insan, dünyanın her yerinde ve her koşulda yaşayabilmektedir.

    (2) Allah’ın ayetleri ikiye ayrılır: İlki yaratılmış ayetlerdir, bunlar kainattaki tüm varlıklardır. İkincisi indirilmiş ayetlerdir ki onlar ilahi kitaplardadır. Yaratılmış ayetler, indirilmiş ayetlerin doğruluğunun göstergesidir; çünkü hem kainatı yaratan hem de onunla ilgili en doğru bilgileri veren Allah’tır. İndirilmiş ve yaratılmış ayetler arasında çelişki olmaz, aksine kopmaz bir bağ vardır. İkisi de bilimin kaynağıdır.
    ———————————————— —————————————————————————————–
    “Sakın şeytan sizi sıkıntıya sokmasın”;
    27. Ey Âdemoğulları! Şeytan sakın sizi sıkıntıya sokmasın! Nitekim o, ana-babanızın bedenlerini birbirlerine göstermek için elbiselerini sıyırarak onları o bahçeden çıkartmıştı. İblis ve tayfası, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların velileri (en yakınları)1 yaptık.”
    28. Onlar, çirkin bir iş yaptıkları zaman “Atalarımızı bu işi yaparken bulduk, bunu bize Allah emretmiştir.” derler. De ki: “Allah çirkin davranışlar yapılmasını emretmez. Bilgisizce söylediklerinizi Allah’a mı mâl ediyorsunuz?”
    (1) Cinlerden olduğu gibi insanlardan da şeytanlar vardır. İnsan ve cin şeytanlarından her biri diğerini etkiler.
———————————————————————————————————————————————-
    “Bütün benliğinizle O’na yönelin ve dua edin”;
    29. De ki: “Rabbim ölçüye uygun davranmayı emreder. Siz, secde edilen her yerde bütün benliğinizle ona yönelin, Allah’ın dinine bir şey katmadan ona dua edin. Yaratılışınızı nasıl başlattıysa hayata tekrar dönmeniz de öyle olacaktır1.” 30. Allah bir takımının doğru yolda olduğunu onaylar. Bir takımı da sapık sayılmayı hak eder. Sapıklar, şeytanları Allah’tan daha yakın2 konumda tutan, üstelik kendilerini doğru yolda sananlardır.

    Açıklamalar 1;
    (1) Allah Teala, Âdemi ve Havva’yı nasıl yarattıysa insanların sonraki yaratılışları da aynı şekilde topraktan olacaktır.
    (2 Allah’tan başka kayıtsız şartsız emrine uyulan her varlık, Allah ile araya konulmuş şeytan konumundadır. Sapıtanlar da bu şeytanların emrine girenlerdir. Bunlar, Allah’ı ikinci sıraya koydukları için müşrik olurlar. Her müşrik de kafirdir.
     —————————————————————————————————————————————-
    Yiyin, için ama israf etmeyin;         
    31. Ey Âdemoğulları! Secde edilen her yerde süslerinizi (size yakışan veya sizi güzel gösteren elbise) giyinin. Yiyin, için ama israf1 etmeyin. Allah israf (aşırılık) edenleri sevmez.

    Açıklamalar 1;
     İsraf, sınırı aşmaktır. İsraf ile aynı kökten fiiller Kur’an’da, sınırı aşan her türlü davranış ve harcama anlamında kullanılır. Ayrıca Allah’ın ayetlerine aykırı olarak yapılan her davranış için de kullanılmaktadır.

    Açıklamalar 2;
    İslâm dininde temizlik ve güzelliğe önem verilmiştir. İnsanların avret mahallerini örtecek bir elbise giymeleri şarttır. Fakat israfa kaçmamak kaydıyla her Müslüman’ın ibadet esnasında güzel ve temiz elbisesini giymesi sünnettir. Ayette; insanı güzel gösteren, kişiliğini rencide etmeyen elbise ziynet olarak geçer. Müslüman erke­ğin uyluğu (diz kapağı ile kalçası arası) av­rettir.”
     Ö. N. Bilmen’in ayeti açıklaması:Ey müminler! Her mabette, her namaz kılacağınız zaman ve Beytullah’ı her tavaf edeceğiniz vakit (süsünüzü alıveriniz) avret yerlerinizi örtünüz, güzel temiz elbiselerinizi giyiniz, Allah’a karşı saygılı bir vaziyet alınız’7/31 şeklindedir. Bu açıklamaya göre evlerde namaz kılarken düzgün kıyafet (ziynet) zorunluluğu yoktur.

Kadınlar evlerinde başı açık namaz kılabilirler. Bu konu sosyal hayatta önemlidir.                                                                           B. Bayraklı
      ——————————————————————————————————————————————-
    Allah’ın haram kıldıkları;
    32. De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram edebilir!De ki: “Bunlar dünyada müminler içindir1 (ama kâfirler de faydalanır). Kıyamet gününden itibaren sadece müminler için olacaktır.” Bilen bir topluluk için ayetlerimizi işte böyle ayrıntılı olarak açıklarız.

    33. De ki: “Rabbim sadece şunları haram kılmıştır: Açık olsun, gizli olsun fuhuş çeşitleri, günahlar2 (kişiyi doğruluktan uzaklaştıran davranışlar), haksız saldırı, Allah’ın hakkında kesin delil indirmediği bir şeyi ona ortak saymanız3 ve bilgisizce söylediklerinizi Allah’a mâl etmeniz.” 34. Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri gelince bir an bile erteleyemezler. Onu, öne de alamazlar4.
    Açıklamalar 1;
    (1) Dünya’daki süsler ve temiz rızıklar aslında müminler içindir ancak Allah zorlayıcı düzen kurmadığı için tüm insanlar istifade ederler. Ahirette ise sadece cennet ahalisi bu imkanları kullanabilecektir. Ayet ayrıca İslam’da “bir lokma bir hırka” düşüncesinin olmadığının delilidir. (22/23, 35/33, 28/77). “ sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya çalış. Dünyadan da payını unutma”.28/77. Ayet yine, İslam da “bir lokma bir hırka” düşüncesinin olmadığının da delilidir.

    (2) ‘Günah’ (ism veya haram), kişiyi sevaptan yani iyiliklerden uzaklaştıran davranış demektir.
    (3) Allah’ın, haklarında kesin delil indirdikleri onun elçileridir. Allah’ın elçisi, sadece Allah’ın sözlerini tebliğ eder ve insanları sadece onun emirlerine uymaya çağırır. Onların Allah’a ortak koşulması mümkün değildir. Ama insanlar, Allah’ın kitabındaki ayetleri çarpıtarak ve kelimelerin anlamıyla oynayarak onlara yetkiler verir ve Allah’a ortak koşarlar.(3/78-80)
    (4) Kur’an’da gökler ve yerler için bir ecelden bahsedilirken (46/3) insanlar için iki ecelden bahsedilir (6/2). Bunlardan birincisi kişinin vücudunun dayanma süresidir. Doktor hastasına buna göre ömür biçebilir. 2.si ise ecel-i müsemma yani Allah’ın belirlediği yaşama süresidir. Çok sağlıklı birisi dahi ecel-i müsemması geldiği için ölebilir (40/67). İnsanın ömrü ecel-i müsemmasını geçemez ama bunun altına inebilir. Bu, kişinin kendini Allah yolunda feda etmesi, bir başkası tarafından öldürülmesi veya yaptığı yanlışlarla kendi ömrünü kısaltmasıyla gerçekleşir.
    Kişi sağlığını bozarsa, Allah da onun ömrünü kısaltır. Eğer bir kişi sağlığına dikkat eder, tedavi görürse zamanla hastalıklardan arınacağı için ömrü ecel-i müsemmasına kadar uzayabilir ama ecel-i müsemmasını geçemez.
     ——————————————————————————————————————————————-
    Yanlışlardan sakınıp kendini düzeltenlerde korku yoktur;
    35. Ey Âdemoğulları! İçinizden, ayetlerimi size tam olarak anlatan elçiler geldiğinde kim yanlışlardan sakınır ve kendini düzeltirse onların üzerinde ne bir korku olur ne de üzülürler.
     ————————————————————————————————————————————–

    Allah’a karşı büyüklük taslayan ve suç işleyenlere verilecek ceza;
    36. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve büyüklük taslayanlar1 ise o ateşin ahalisidir. Onlar orada ölümsüz olacaklardır.
37. Bir yalanı Allah’a mâl eden veya onun ayetleri karşısında yalana sarılandan daha büyük yanlış yapan kişi kimdir
?      Kitapta olanlardan hak ettikleri başlarına gelecektir. Elçilerimiz (ölüm melekleri), canlarını almaya gelince: “Allah’tan önce yalvardıklarınız nerede?” diye sorarlar. Onlar “Kaybolup gittiler!” diye cevap verirler ve kâfir olduklarına bizzat kendileri şahitlik ederler.

    40.Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve onlara karşı kibirlenenler için gök kapıları açılmayacak, deve iğne deliğinden geçinceye kadar Cennet’e giremeyeceklerdir. Suçluları işte böyle cezalandırırız.   
    Açıklamalar 2;
    *Kibir (7/36), kendini beğenme, kendini başkalarından üstün görerek onları aşağılamak ve onlarla alay etmektir. Kibir, şeytana ait bir özelliktir ve onun Allah’ın lanetine uğramasına sebep olmuştur. İnsandaki iyilik ve güzellikler, Allah’ın insana o istidadı lütfetmesinin neticesidir. Arı balıyla, ipek böceği de ipeği ile iftihar edemeyeceği gibi, insan da kendi kemâliyle gururlanamaz.

     Hz. Nuh oğluna “iki şeyden seni menederim, biri şirk diğeri kibirdir” diye vasiyet etmiştir. Kibir, insanı dinden çıkarabilecek fiiller işlemesine sebep olabilir diye dinimizce haram kılınmıştır. Kibirli insan, cezasını çektikten sonra Allah’ın afv ve mağfiretiyle cennete girecektir. Allah’a ve peygambere karşı büyüklenmek ise kâfirlikle bir kabul edilmiş ve lanetlenmiştir.                                                                                                              
      Bir kibir daha vardır ki Kur’an bunu “Müstekbir (büyüklenen, ezen, sömüren) şeklinde ifade etmiştir. Müstekbirler, Allah’ın arzında kendi kötü düşünce ve emellerini tesis etmeye çalışan azgınlar ve zorbalardır. Bunlar Allah’ın kullarını kendi köleleri yapmak için Allah’ın dinine karşı büyüklenirler.        Allah buyuruyor ki “İşte âhiret yurdu; biz onu yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgunculuk çıkarmayı istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) sonuç muttakilerindir” (Kasas, 28/83).
     Kibir, öyle büyük bir lanet ki, baktığı gözden dünyayı küçültüyor, tuttuğu elleri kül ediyor. Kibirli insanlar baktığı her şeyi o kadar küçük görüyorlar ki ne girdikleri eve sığabiliyor ne ülkeler yetiyor onlara ne de dünya onlara yetebilecek bir yer olarak kalabiliyor. Artık onlar için yetmeyen bir dünya, doymayan bir karın, giderilemeyen bir açlıktır kibir.
     Ona ayetlerimiz okunduğunda büyüklenir, sanki hiç duymamış, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi sırt çevirir… (31/7).
Yürüyüşünde tabii ol ve sesini yükseltme; seslerin en çirkini şüphesiz eşek sesidir (31/18-19).                                      
     Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir. (40/60).
     Hadisler:  “Kibir, hakkı küçük görmek ve başı gözü ile insanlarla alay etmektir.”
     “Atalarınız ile övünmeyi terk edin”. “İmanın kemalini isteyen, tevazu göstersin.”
      Uhud’da iki taraf arasında çarpışma kızıştığı sırada Allah Resulü s.a.v. eline bir kılıç alarak “Bu kılıcı hakkını vermek üzere kim alır” diye sordu.                  Ensar’dan Ebû Dücâne (ra) ayağa kalkıp “Ben alırım yâ Resûlallâh!” dedi ve “Onun hakkı nedir yâ Resûlallâh”! diye sordu. Hz. Peygamberimiz “Onun hakkı eğilip bükülünceye kadar, düşmanla vuruşmandır…” buyurdu.  Ebû Dücâne kılıcı alır, kırmızı sarığını başına sarar ve müşriklerin saflarına doğru çalımlı çalımlı yürümeye başlar. Resûlullâh s.a.v. onun gururlu ve kibirli şekilde yürüdüğünü görünce:  “Bu öyle bir yürüyüştür ki, Allah ona bu gibi durumların hâricinde buğzeder!” buyurdu.
    ——————————————————————————————————————————————-
    Müminler cennet ahalisidir;
    42. İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara gelince -ki biz kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyiz- böyleleri cennet ahalisidir; onlar orada ölümsüzdürler. 43. İçlerindeki kötü duyguları söküp atarız. Alt taraflarından ırmaklar akar ve şöyle derler: “Her şeyi mükemmel yapmak Allah’a özgüdür1. Allah göstermeseydi biz bu yolu kendiliğimizden bulamazdık.                Rabbimizin elçileri gerçekten doğruyu getirmişler.” Onlara şöyle seslenilecektir: “İşte Cennet! Bu size, yaptıklarınıza karşılık olarak bahşedildi2.”
     Açıklamalar 1;    
    (1) “Her şeyi mükemmel yapmak Allah’a özgüdür” demek, en üstün övgüdür. Övgünün bir diğer çeşidi olan “şükür” ise kendine iyilik yapanı övmek veya yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır.

      Göğüslerde olan Ruh’tur. ‘Göğüslerindeki kötü bağlantılar’ ise, Cennetlik olan kişinin dünyada iken ruhunda oluşturduğu bozulmalardır. Kuran’ın göğüslerde olana şifa olduğu 10/57 de anlatılmıştır.                                                                                  
      (2) Kullarımızdan yanlışlardan sakınanlara bahşedeceğimiz Cennet işte budur. (19/63)
     —————————————————————————————————————————————-
     Allah’ın nitelikleri;                                                                                          
    54. Sizin Rabbiniz (Sahibiniz), gökleri ve yeri altı günde1 yaratan, sonra arşa (yönetimin başına)2 geçen Allah’tır. Gündüzü, sürekli peşinde olan gece ile örter. Güneşi, ayı ve yıldızları da koyduğu kanuna göre hizmetinize verilmiş olarak yaratmıştır.            Bakın, yaratmak da kural koymak da onun işidir! Bütün varlıkların sahibi olan Allah, ne yüce bir bereket kaynağıdır!
     Açıklamalar 1;
    (1) Allah katındaki bir gün bize göre bin yıl kadar olduğu için (22/47) bu ayetteki altı gün altı bin yıla denk gelir.
    (2)  Kur’an, halkın diliyle inmiştir (14/4). Halk dilinde arş, “saltanat koltuğu”dur. Arşa istiva ise “yönetimin başına geçme” anlamındadır. Türkçede de bu anlamda, “falan kişi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu” gibi ifadeler kullanılır. Dolayısıyla “Allah arşa istiva etti” sözü de kâinatın yönetiminin Allah’ın elinde olduğunu ifade eder.
    *Bütün varlıkların sahibi olan Allah, her türlü iyiliğin kaynağıdır.
    ———————————————————————————————————————————————
    Allah’ın sınırları;
    55. Rabbinize yalvarıp yakararak ve içten içe dua edin. O, sınırı aşanları asla sevmez. Düzenin (Allah tarafından) sağlanmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a, korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Allah’ın ikramı, güzel davrananlara yakındır.

      —————————————————————————————————————————————–
    Nuh peygamberin halkının sonu:
    59. Nuh’u halkına elçi gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey halkım! Allah’a kulluk edin; sizin ondan başka ilahınız yoktur.      Ben, size büyük bir günün azabının gelmesinden korkuyorum. 60. Halkının ileri gelenleri dediler ki: “Biz seni gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” 61. Nuh dedi ki: “Ey halkım! Bende bir sapıklık yok. Ama ben, varlıkların Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim. 62. Size Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyor (bildiriyor) ve sizin iyiliğinizi istiyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah’tan öğreniyorum.
    63. İçinizden bir adama, sizi uyarması için, sizin de yanlışlardan sakınmanız ve iyilik bulmanız için Rabbinizden akılda tutulması gereken bir bilgi gelmesine mi şaşırdınız?” 64. Fakat onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanları da suda boğduk. Çünkü bir körler topluluğu olmuşlardı.

    —————————————————————————————————————————————–
    Musa peygamberin halkının kurtuluşu ve Firavunun sonu;
    103. Sonra onların ardından Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Onlar da mucizeler karşısında yanlış yaptılar. Bak bakalım, o bozguncuların sonu nasıl oldu!

    104. Musa şöyle dedi: “Ey Firavun! Ben, varlıkların Rabbi (Sahibi) tarafından gönderilmiş bir elçiyim. 105. Görevim,         Allah hakkında sadece gerçeği söylemektir. Rabbinizden size açık bir belge de getirdim. İsrailoğullarını benimle beraber gönder1.” 106. Firavun dedi ki: “Bir mucize ile geldiysen onu getir bakalım. Tabii doğru söyleyenlerden isen!.” 107.         Musa, değneğini attı. Bir de ne görsünler; o gerçekten koskoca bir yılan! 108. Bir de elini (koynundan) çıkardı ki! O da bakanlar için bembeyaz.
     109. Firavun’un halkından ileri gelenler dediler ki: “Bu gerçekten bilgin bir sihirbaz! 110. Sizi ülkenizden çıkarmak istiyor.” “(Firavun dedi ki) Peki ne emredersiniz?” 111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini oyala, şehirlere adam toplayacak kişiler gönder,          112. Bilgin sihirbazların hepsini alıp sana getirsinler.” 113. Sihirbazlar Firavun’a geldiler ve şöyle dediler: “Galip gelen biz olursak elbette bir ödülümüz olur, değil mi?” 114. Dedi ki: “Elbette, üstelik bana yakın kimselerden olacaksınız.” 7. ARAF
    115. Sihirbazlar dediler ki: “Musa! Önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?” 116. Musa: “Siz atın!” dedi. Atınca insanların gözlerini boyadılar. Onları dehşete düşürdüler. Büyük bir sihir (göz boyaması) meydana getirdiler. 117. Musa’ya: “Değneğini at!” diye vahyettik. Bir de ne görsünler! Değnek, sihirbazların uydurdukları şeyleri yalayıp yutuyor. 118. Böylece (Musa ile ilgili) bütün gerçek ortaya çıktı. Sihirbazların yaptıkları da boş çıktı. 119. (Firavun ve hanedanı) Orada yenildiler ve küçük düşmüş olarak geri döndüler. 120. Sihirbazlar bir anda kendilerini secdeye kapanmış buldular. 121. “Biz varlıkların                 Sahibine inanıp güvendik.” dediler. 122. “Musa’nın ve Harun’un Rabbine…”
    123. Firavun dedi ki: “Ben izin vermeden ona inandınız, öyle mi? Bu, halkı buradan çıkarmak için şehrimizde kurduğunuz bir plandır; ileride öğreneceksiniz! 124. Kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi mutlaka asacağım.” 125. Dediler ki: “Nasıl olsa Rabbimize döneceğiz. 126. Senin bize bu cezayı vermenin tek sebebi Rabbimizin ayetleri bize gelince onlara inanmış olmamızdır. Ey Rabbimiz! Bize büyük bir direnme gücü ver! Canımızı da sana teslim olmuş kişiler olarak al.” 126. Senin bize bu cezayı vermenin tek sebebi Rabbimizin ayetleri bize gelince onlara inanmış olmamızdır. Ey Rabbimiz! Bize büyük bir direnme gücü ver! Canımızı da sana teslim olmuş kişiler olarak al.”
     127. Firavun’un halkından ileri gelenler dediler ki: “(Sihirbazları cezalandıracaksın da) Musa’yı ve halkını serbest mi bırakacaksın? Onlar bu topraklarda bozgunculuk çıkarsınlar, Musa da seni ve tanrılarını bıraksın diye mi? Firavun dedi ki: “(Yok öyle şey!) Yakında onların oğullarını öldürecek, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz.”       128. Musa halkına şöyle dedi: “Siz yardımı Allah’tan isteyin ve sabredin (duruşunuzu bozmayın). Bu topraklar Allah’ındır. Kulları içinden uygun gördüğünü buraya mirasçı kılar. Mutlu son, müttakilerin (yanlışlardan sakınanlarındır).”
    129. Dediler ki: “Sen gelmeden önce de geldikten sonra da hep eziyet gördük.” Musa şöyle dedi: “Belki de Rabbiniz, düşmanınızı yok edecek ve bu topraklarda sizi onların yerine geçirecektir. Sonra da sizin ne yapacağınıza bakacaktır.”
130.
Belki akıllarını başlarına alırlar diye Firavun hanedanını kurak geçen yıllar ve kıtlıkla cezalandırdık. 131. Başlarına iyi bir şey gelince “Bu bizim hakkımızdır!” derlerdi. Onlara bir kötülük dokunursa o zaman da “Bu uğursuzluk Musa’nın ve yanındakilerin yüzündendir.” derlerdi. Bilesiniz ki onlara gelen her uğursuzluk sadece Allah katındandır ama onların çoğu bunu bilmiyor.
     Açıklamalar 1; (1) Firavun İsrailoğullarını köleleştirmişti.

     —————————————————————————————————————————————
     Musa peygamberin Allah ile konuşması;
     143. Musa kararlaştırdığımız yere gelip Rabbi de onunla konuşunca “Rabbim! Bana kendini göster ki sana bakayım.” dedi. Allah: “Beni asla göremezsin; ama şu dağa bak, yerinde kalırsa görebilirsin.” dedi. Rabbinin dağa görünmesi onu dümdüz etti, Musa düşüp bayıldı. Kendine gelince dedi ki: “Sana içten boyun eğerim, pişman olup sana yöneldim. Ben (senin gözle görülemeyeceğine) inananların ilkiyim.”
    144. Allah dedi ki “Bak Musa! Mesajlarımla ve bire bir konuşmamla seni bu insanlar içinde seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve görevini yerine getirenlerden ol.” 145. O levhalara Musa için her türlü öğüdü ve her şeyin ayrıntılı açıklamasını yazdık. Şöyle dedik: “Bunlara sıkı sarıl; halkına emret, onlar da en güzel biçimde sarılsınlar. Yoldan çıkmışların yurdunu yakında size göstereceğim.”

    —————————————————————————————————————————————
    Musa ve kardeşini Allah’ın bağışlaması;                                                      
    151. Musa dedi ki “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi ikramına dahil et. İkram edenlerin en iyisi sensin.” 152. Rablerinin öfkesi ve dünya hayatı boyunca alçaklık, boğayı ilah edinenlerin yakalarına yapışacaktır. İftiracıları1 işte böyle cezalandırırız.

    153. Kötü işler yapıp daha sonra Allah’a güvenerek tövbe edenler (bilmeli ki), bütün bunların ardından senin Rabbin, elbette çok bağışlayan ve ikramı bol olandır. 154. Öfkesi geçip sakinleşince, Musa levhaları aldı. Onlarda şöyle yazılıydı: “Bu, Rablerinden korkanlar için bir rehber ve bir ikramdır.”
    Açıklamalar 1;
    (1) Allah’a iftira ederek boğanın aracı tanrı (ilah) olduğunu iddia etmişlerdi.
     ———————————————————————————————————————————————
    Musa peygamberin duası ve Rabbinin cevabı;
    155. Musa, belirlediğimiz yere gelmek için halkından yetmiş adam seçti. Şiddetli bir yer sarsıntısı onları sarsınca dedi ki:             “Rabbim! Gerek görseydin onları da beni de daha önce yok ederdin. Aramızdan akılsızca davrananların yaptıkları yüzünden bizi de mi yok edeceksin! Bu, senin imtihanından başka bir şey değildir. Böylece kimilerinin sapıklığına karar verir, kimilerinin de yola gelmişliğini onaylarsın. Bizim velimiz sensin. Bizi bağışla, bize ikramda bulun. Bağışlayanların en iyisi sensin. 156. Bu dünyada da Ahirette de bize güzel şeyler yaz; biz sana yöneldik.” Allah dedi ki “saptığına karar verdiğim kişiyi azabıma çarptırırım, rahmetim ise her şeyi kapsar. Onu, yanlışlardan sakınan ve zekât verenlere yazacağım. Ayetlerime inanıp güvenen şu kişilere de yazacağım:
    157. Onlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı bulacakları ümmi nebi1 olan bu resule uyanlardır2. O resul onların iyi şeyleri yapmalarını ister ve kötü şeylerden sakındırır. Onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar3. Onların ısrını (ağır yükünü)4 ve üzerlerindeki prangaları kaldırır. Ona güvenen, onun değerini bilen, ona yardımcı olan ve onunla birlikte indirilen nûra (Kur’ân’a) uyanlar var ya işte umduklarına kavuşacak olanlar onlardır.”

    Açıklamalar 1;
    (1)
Kur’an’da ümmînin üç anlamı vardır: Biri, kendisine kitap verilmemiş olan, ikincisi inandığı kitabın içeriğini bilmeyen, üçüncüsü de Mekkeli anlamındadır. Nebimiz de daha önce ilahî kitap bilgisine sahip değildi. Son nebinin İsmail aleyhisselamın soyundan geleceği ve Mekke’den çıkacağı Tevrat ve İncil’de yazılı olduğundan, Kur’an’da onunla ilgili olarak kullanılan ümmî kavramı, Mekkeli anlamındadır.

    Tahsil görmemiş bir insanın bilimsel gerçekleri söylemesi, söylediklerinin vahye dayalı olduğunun kanıtıdır.  Kur’an, hem son nebinin ve hem de çekirdek neslin ümmiliği üzerinde ısrarla durur. Bu iki görünümlü ümmilik, vahyin insan hayatına mal edilmesi açısından önemlidir. Önce nebi ümmidir. Onlar ümmi nebi olan bir elçiye uyarlar. Hitap ettiği bu topluluk O’nu ellerinde bulunan Tevrat ve İncil’de yazılı halde görürler (7/157). Kur’an, nebinin ümmiliğinin ona ve mesajına yöneltilebilecek tenkitleri önleme gayesi taşıdığına da dikkat çeker;
    “Sen bundan önce bir kitap okumuş veya bir kitap yazmış değildin. Böyle olsaydı insanlar kuşkuya düşerlerdi.” 29/48                      
    Nebi, duyular ve akılla elde edilen bilginin değil duyular üstü idrakin kazandırdığı akıl üstü bilginin temsilcisidir. Gönlü ve beyni boş, berrak ve entelektüel bilgiye bulaşmamış olmalı ki tanrısal kaynaklı bilgi onun benliğine nakşolabilsin. Nebi, kendisini görevlendiren Kudretin doğrudan sunduğu bilgiyle aydınlık getirecektir ki, vahyin rahmeti yaratıcı fonksiyonunu icra edebilsin. Nebinin ümmiliği esas olduğu gibi hitap ettiği çekirdek toplumun ümmiliği de esastır:
   “O Allah’tır ki ümmilere içlerinden bir resul gönderdi…” 62/2  Hz. Peygamber buyuruyor ki: “Oku” emrini getiren ve bunu 3 defa tekrar eden Cebrail’e “Okuyan biri değilim” cevabını verirken, toplumunun durumunu esas alıyordu. Ayet şöyle geldi:               “Yaratan Rabbinin adıyla oku.
    (2) Tevrat’taki ifade şöyledir: “‘Onlara kardeşleri (İsmailoğulları) arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek.  Adımla konuşan bu peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.”

    Yuhanna İncil’inde de şu ifade yer alır: “Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana, ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sormuyor. Ama bunları söylediğim için yüreğiniz kederle doldu. Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Paraklit size gelmez.”
    “Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu (Paraklit) gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek.  O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alıp size bildirecek. Baba’nın nesi varsa benimdir. ‘Benim olandan alıp size bildirecek’ dememin nedeni budur.”
    (3) Fıkıh geleneğinde bu ayete dayanılarak Hz. Muhammed’in haram koyma yetkisinin verildiği ve onun bu yetkiyle Kur’an’da bulunmayan bazı haramlar koyduğu kabul edilir. Hâlbuki Allah’ın elçisinin iyiliği emredip kötülüğü yasaklaması, iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılması, esasında Kur’an’da var olanı bildirmesidir. Allah’ın elçileri, Allah’ın kitabındaki emir ve yasakları, hiçbir ilave veya eksiltme yapmaksızın olduğu gibi tebliğ ederler. Pek çok ayette Allah’ın, tayyibâtı helal, habâisi haram kıldığı bildirildiğine göre, aynı fiillerin Resûlullâh’a nispet edilmiş olması, onun, yalnızca kitapta yani Kur’an’da bulunan hükümleri tebliğ etmesi anlamına gelir, ona kendiliğinden hüküm koyma yetkisi vermez.  Nebîmiz, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi kendisine haram kıldığı için şöyle uyarılmıştır: “Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığını, neden kendine haram kılıyorsun?”(66/1) Haram kılma yetkisi olsaydı uyarı yapılmazdı.
    (4) Bu, önceki ümmetlere yüklenen, gelecek nebiye inanma ve ona destek olma sorumluluğudur.
   ———————————————————————————————————————————————-
    Allah’ın nitelikleri;
    158. De ki: “Ey insanlar! Ben Allah’ın hepinize gönderdiği elçisiyim. Göklerde ve yerde tüm yetkiler onundur. Ondan başka ilah yoktur. O, hem hayat verir hem de öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmi nebi olan resulüne güvenin. O, Allah’a ve onun sözlerine güvenir. Siz ona uyun ki doğru yola girmiş olasınız.”

     ———————————————————————————————————————————————
    Kitaba sıkı sarılıp içindeki bilgiyi akıldan çıkarmamak;
    170. Kitaba sıkı sarılıp namazı özenle ve sürekli kılanlara gelince; biz düzeni sağlamaya çalışanların ödülünü zayi etmeyiz. 171. Bir gün o dağı (Tur-i Sina’yı) yerinden söküp üzerlerine kaldırdık, âdeta bir gölgelik gibi oldu. Başlarına düşecek sandılar. “Size verdiğimize (kitaba) sıkı sarılın. İçindeki bilgiyi aklınızdan çıkarmayın ki yanlışlardan sakınasınız.” dedik.

      —————————————————————————————————————————————
     Allah’ın kurulmasını istediği bağ;
    172. Rabbin Âdemoğullarından, onların arka taraflarından nesillerini alıp, onları kendilerini bağlayacak şekilde “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye şahit tuttuğunda, onlar “Elbette Rabbimizsin! Biz buna şahit olduk!” derler1. Yoksa kıyamet (mezardan kalkış) günü, “Biz bunun farkında değildik.” derdiniz. 173. Ya da şöyle derdiniz: “Sana bizden önce, atalarımız ortak koştu. Biz, onlardan sonra gelen bir nesildik (onlara uyduk). Batıla dalan o kimselerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin2?” 174. Ayetleri işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Belki dönerler.

    Açıklamalar 1;
    (1) “Âdemoğulları” kelimesi, hem kadını hem de erkeği ifade eder. Kadın, insan neslinin devamı olarak çocuğu ana rahminden çıkarak doğurur ve dünyaya getirir. Erkek ise, bel kemiği ile leğen kemikleri arasından çıkardığı sperm ile, kadının rahmindeki yumurtayı döllemiş olur (86/7). İnsan, bu iki maddenin, rahim girişinde birleşip yumurtanın oluşumu ve kendine has özelliklerin belirlenmesi ile birlikte oluşmaya başlar (3/6, 77/20-23).
     Bu sebeple, Âdemoğullarının nesillerinin arka taraflarından ilk alınma anı, doğum anını değil, kadının ve erkeğin büluğa erdikleri ilk anı ifade eden mecaz kullanımdır. Sorumluluklar bu andan itibaren başlar. Zaten yeni doğan çocukta bir bilgi olmaz (16/78). Ama o, doğumdan itibaren kendini ve çevresini izlemeye ve belli bir aşamaya gelince sorular sormaya başlar. Çünkü ana rahminde vücut yapısının tamamlanmasından sonra üflenen ruh sayesinde insan, bilgi öğrenme ve öğrendiği bilgiyi değerlendirerek yeni bilgilere ulaşma kabiliyetine kavuşur. Sonunda Allah’ın tek Rab yani kendinin ve tüm varlıkların sahibi ve yöneticisi olduğunu kesin olarak anlar. Allah, içsel olarak onlara: ‘elestu bi Rabbikum = ben sizin Rabbiniz (sahibiniz) değil miyim’ diye sorar, onlar da içten tam bir kararlılıkla  “bela = elbette Rabbimizsin!” der.                       
    *Allah’ın kurulmasını istediği bağ, kulunun kendisiyle kurmasını istediği bağdır. Kulun yapması gereken, Allah’ın insanlara; bir düzen getirmek, adaletli bir yaşamı sunmak, dünyada barışı hüküm kılmak, bir rehber ve gönül gözü olması adına gönderdiği Kur’an’da dediğine uymaktır. Allah’ın dediğini değil de başkalarının dediğini 1. sıraya konursa bu bağ kopmuş olur. Allah ile kulu arasındaki bağ öyle bir bağdır ki insan o bağı ile Rabbine aracısız olarak hitap eder ve;
    “Yalnız sana kulluk ederim, yalnız senden yardım dilerim”, der.
    ‘Bellerinden nesillerini almak’, nesile neden olan tohumu almaktır. Her doğan insan Allah’a söz vererek doğar. Her insan ergenlik çağına girerken de Allah’ın kendisinin Rabbi olduğuna şahit olur ve Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğine söz verir (7/172) Sonra da özgür iradesiyle yolunu seçer. Ahirette de sorumluluğuna katlanır. Gelenekte bu husus, tüm ruhların yaratıldığının iddia edildiği bir güne atfedilir. Oysa tüm ruhların birden yaratılmış olması, Kur’an’daki (32/9) ruhun üflendiğine dair bilgiye ters düşer. Ayrıca bu olay, hatırlanmayan ve bilinmeyen bir zamanda değil her insanın buluğ çağında olan bir olaydır.
Allah’a verdikleri sözden sonra taahhütlerini bozanlar*, Allah’ın kurulmasını emrettiği bağı koparan* ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar var ya; işte onların hak ettikleri lanetlenmedir(dışlanma)’dır. Dünya yurdunun kötü sonucu onlarındır”13/25, “Onlar, Allah’a karşı taahhütlerini yerine getiren ve verdikleri sözden (7/172) caymayan kimselerdir”(13/20)
    (2) Kendilerine elçi gelmeyen toplumlar, sadece şirkten ve evrensel doğrulardan sorumlu olurlar. Çünkü Allah’ın bir olduğunu, ortağının olamayacağını ve evrensel doğruları kendi gözlemleriyle öğrenmiş olurlar.   

     ———————————————————————————————————————————————
    Kendisine ayetler verilen kişi;
    175. Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini onlara anlat: O kişi, ayetlerimizden sıyrılıp uzaklaşınca şeytan onu peşine taktı1, böylece boş hayale kapılıp yoldan çıkanlardan oldu. 176.Tercihi biz yapsaydık onu ayetlerimizle yüceltirdik. Ama o, arzularına uyarak dünyalığa kapılıp kaldı. Onun durumu köpeğin durumu gibidir. Üzerine gitsen de dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur2. İşte ayetlerimiz karşısında yalana sarılan toplulukların örneği budur. Bu kıssayı tam olarak anlat, belki düşünürler. 177. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan topluluk ne kötü bir örnektir! Onlar yanlışı kendilerine yapıyorlar. 178. Allah’ın, doğru yolda olduğunu onayladığı kişi hidayete ermiş olur. Doğru yoldan saptığını onayladığı kişiler ise kaybedenlerdir.
    Açıklamalar 1;
    (1) Belam ibn Baura: Rivayete göre bahsi geçen kişi, Hz. Musa zamanında yaşamış putperest bir kabileden, alim, ilim ve irfaniyle döneminde insanların tümünü geçmiş, Hz. Musa’nın getirdiği dine iman etmiş olan Belam ibn Baura’dır.

    Hz. Mûsâ’nın, Belam’ın kavmi ile savaşmak için hazırlanması üzerine kavmi Belam’dan, Mûsâ’nın etkisiz kılınması için dua etmesini ister. Mûsâ’nın peygamberliğine inanan Bel‘am bu isteği reddeder. Kavmi “Biz senin ırkındanız, bize yardım et.                Musa’nın askerlerini nasıl yenebiliriz bize onun yolunu göster” der ve onu hediyelerle kandırıp beddua etmesini sağlarlar. Ancak Allah bu bedduayı onun kavmine çevirir, Allah tarafından bir ceza olarak Belam’ın dili göğsüne doğru sarkar.
     Artık dünya ve ahiretinin yıkıldığını düşünen Bel‘am, hiç olmazsa kavmimi kurtarayım der ve onlara bir hile öğretir.                   Kadınları süsleyerek Mûsâ’nın sefer halindeki askerleri arasına göndermelerini söyler. İsrâiloğulları Hz. Musa’yı dinlemeyerek kadınlara koşarlar, fahişelerin sunduğu mikroplu etleri yedikleri için salgın bir hastalık çıkar ve tahmini 70 bin kişi ölür. Kur’an, Tevrat, İncil ve İslâmî kaynaklarda yazılanlara göre bu tipin temel özelliklerini şöyledir:
1.Bel’am ırkçı bir tiptir:
Hakka karşı, bâtılın yanında yer alır. 2. Dünyacı bir tiptir: Kendisine verilen ilâhî emanete ihanet ederek, şöhret ve servet uğruna onları feda eder.  3. İlmini zalim yöneticilerin hizmetine veren ulema tipidir: Allah’tan gelen emirleri dinlemeyen yüzsüz ve onursuz tip. 4. Kendisine verilen akıl ayetini, şeytanın hizmetinde kullanır.

Bu sayılan özellikler kimde bulunursa, o kendi yaşadığı çağın ve toplumun Bel’am’ıdır. Kur’an, onun için yer, zaman ve şahıs ismi vermez. Çünkü bu tipler, her yerde ve her zamanda olabilir.
    Bel’am, Firavun’un ilkelerini Allah’ın dini adına muhafaza eden bir mel’undur. Tâğutî düzenin sadık bekçisi hiç şüphesiz Bel’am’dır. Bel’am, sadece Firavun dönemi için değil, Muhammed ümmeti içinde ortaya çıkmış ve çıkacak bir şahsiyettir.
Câhiliyye düzeni için Bel’amlar büyük bir silâhtır. Her ne zaman câhiliyye bir kanun uydurursa Bel’amlar bu kanunun İslâm dinine uygun olduğunu iddia ederek halkı itaate mecbur etmeye çalışırlar.  Câhiliyye düzeni için Bel’amlara duyulan ihtiyaç, düşman sahibi bir kişinin kapısını bekleyen yırtıcı köpeğe olan ihtiyaç gibidir. Câhiliyye düzeninin ayakta kalması için, bu düzenlerde Bel’amların bulunması zaruridir. Topun, tüfeğin yapamadığını Bel’amlar yapar. Bel’am, Firavun’un siyasi ihtirasını ve Karun’un câhilîye sermayesini insanları Allah adına aldatarak koruyan mel’undur. Bel’am, Hz. Musa ile karşı karşıyadır. Allah Resulü buyuruyor ki “Zâlim idarecilerin kapısındaki alimlerden, pislik üzerindeki sinek daha güzeldir”.
    (2) Köpekte ter bezi yoktur, dolayısıyla sıcak havalarda vücut ısısını dengelemek için dilini çıkarıp solur. Bu şekilde fazla ısıyı dışarı verir. Dinden dönenin durumu da köpek gibidir. Nasıl ki köpek, üzerine varsan da kendi haline bıraksan da sürekli dilini çıkarır, durumunu değiştirmezse, dinden dönen kişi de kendi haline bıraksan da, üzerine gitsen de durumunu değiştirmez.  Vicdanının verdiği huzursuzluktan kurtulmak için ayetler hakkında yalan söylemeden duramaz.
    ———————————————————————————————————————————————————————–
    Sanki cehennemlik olsunlar diye yetiştirilmiş olanların durumu; 
    179. Cinlerin ve insanların çoğunu sanki1 cehennemlik olsunlar diye yetiştirdik. Onların kalpleri vardır ama onunla (gerçeği) kavramazlar; gözleri vardır ama ilerisini görmezler2 ; kulakları vardır ama söz dinlemezler3. Onlar en’âm (koyun, keçi, sığır ve deve) gibidirler. Hatta daha aşağı seviyededirler. Gerçeklere ilgisiz kalanlar işte bunlardır.

    Açıklamalar 1;
    (1) Allah, insanları ve cinleri kendisine kulluk etsinler diye yarattığı halde (51/56) onların çoğu kendi iradeleri ile isyan etmiş ve bu hale düşmüşlerdir. Bu durumda hakiki anlamı vermek mümkün olmayacağı için “sanki” ifadesi konmuştur.

(2) “İlerisini görmek”, “basiret” tir. Küçük ve büyük baş hayvanların da gözleri vardır ama basiretleri yoktur.
   (3) Sem’(dinleme), basar (basiret) ve kalp (gönül) kabiliyetleri, insana ruhun üflenmesiyle birlikte oluşan üç kabiliyettir (32/9). Ayette bu kabiliyetlerin cinlerde de olduğunun bildirilmesi onlara da ruh üflendiğinin delilidir.
Ruh, bilgisayarın işletim sistemine benzer. O sistem bilgisayara, yapımı tamamlandıktan sonra yüklenir. Ruh da vücuda, yapısının tamamlanmasından sonra yüklenir ve kişinin ikinci vücudu olur. Kişi, o andan itibaren diğer canlılardan farklı hale gelir (23/12-14).
Kalp, kişinin gönlü, ana kumanda merkezidir. Vücut, doğru bilgilere uyulmasını ister. Gönül ise menfaatleriyle doğrular arasında git-geller yaşar. Kararını menfaatlerine göre verirse kendini bazı doğrulara kapatır ve onları yok sayar. Bu da kişiyi, nankör ve kâfir yapar. Kâfir, Allah’ın ayetlerini görür, doğru olduklarına inanır ama menfaatlerine ters düştüğü için görmezden gelir. Bu sebeple kafirlik, bilinçli bir eylemdir. Bu eylemi yapanlar, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lanetini hak ederler. Tevbe etmezlerse dünyalarını da ahiretlerini de kaybederler (3/89-91)
     Bazıları da kötü görünüm vermemek için ikili oynar. Doğruları kabul ettiğini söyler. Menfaatlerine ters düşen ayetlerin anlamlarıyla oynayarak kâfirlerden de kötü duruma düşer. Bunlar, insanlara karşı ikiyüzlülük, Allah’a karşı münafıklık edenlerdir (2/8-16, 75-79). Bu bilgiler ışığında insan ve cin: “Duyu organlarıyla elde ettiği bilgileri gönlüne göre değerlendirip davranışlarını değiştirebilen canlı” şeklinde tarif edilebilir. Bu özellikler onları, Allah’a karşı sorumlu hale getirmiştir (6/128-132, 39/42, 46/18-19, 29-32, 72/14-15).
    ————————————————————————————————————————
     Allah’ın en güzel isimleri;
    180. En güzel isimler1 /özellikler Allah’a aittir. Ona, onlarla dua edin. Allah’ın özellikleri hakkında saptırma yapanları bırakın. Onlara yaptıklarının cezası verilecektir.

    Açıklamalar 1;
    (1) Arapçada isim, bir şeyi tanımlayan, neye yaradığını gösteren ve akılda tutmaya yarayan sözdür. En güzel isimlerin Allah’a ait olması onun en güzel özelliklere sahip olduğunu ifade eder.
     ———————————————————————————————————————-
    Kıyamet ne zaman kopacak?
    187. Sana o saati soruyorlar, ne zaman gelip kalıcı olacak diye? De ki: “Onun bilgisi sadece Rabbimdedir. Vakti gelince ondan başkası onu ortaya çıkarmaz. Göklerde ve yerde etkisi ağır olacaktır1. Size gelişi ansızın olur.” Sanki sorup öğrenmişsin gibi, tutup sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Ama insanların çoğu bunu bilmez.”

     Açıklamalar 1;
    (1) Gök de yer de yok olmuş ve ilk haline dönmüş olacak.
Kıyamet,
dünyanın ve onun içinde yer aldığı evrenin parçalanıp dağılması ve bütün şuurlu varlıkların hesap vermek üzere Yaratıcının huzurunda kıyam etmesidir. O gün Allah herkesi hesaba çekerek iyiliklerle kötülüklerin karşılığını verecektir.     

   Kıyamet saati: Dünyanın sonunun geleceğine ve tüm insanların yeniden dirilerek hesap vereceğine inanılan zaman. Ayrıca kıyamet, insanların dirilerek kabirlerinden kalktığı günün adıdır. Kur’an bu güne ‘din günü’ demekte ve tek yargıcının Allah olduğunu bildirmektedir. Allah ayrıca ‘kayyum’ dur yani kıyamet gününün yöneticisi, önünde varlıkların kıyam ettiği kudret, her türlü fiil ve tasarrufu elinde tutan Yaratıcı.
   “Yaptıklarınızın karşılığı, sadece kıyamet günü tam olarak ödenir”. 3/185
Kıyamet saati göz açıp kapama kadardır, belki daha da yakındır. Allah her şeye bir ölçü koyar. 16/77                 

    De ki “Onun bilgisi sadece Allah katındadır; nerden bileceksin belki de kıyamet saati yakındır.”Ahzab 33/63
    Sana kıyametin vaktini soruyorlar. Sen nerede, onu bilmek nerede!  Onun tam bilgisi Rabbinin katındadır.  Sen sadece böyle bir günden korkanı uyaran bir kişisin. Naziat 79/43-45    İnsan ölünce kendi kıyameti kopmuş olur” Hadis.

     ——————————————————————————————————————————————-
    “Ben, mümin bir toplum için sadece uyarıcı ve müjdeleyiciyim”;
    188. De ki: “Allah’ın onayladıkları dışında kendime herhangi bir fayda sağlamaya da kendime gelecek bir zararı gidermeye de gücüm yetmez. Eğer gaybı (gizli şeyleri) bilseydim iyi şeylerden çokça elde ederdim. Bana kötülük de dokunmazdı. Ben, inanıp güvenen bir topluluk için sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim.”
     —————————————————————————————————————————————-
     Müşriklerin nitelikleri;
    189. Sizi bir tek nefisten1 yaratan, onunla huzur bulsun diye eşini2 de o nefisten oluşturan odur3. Erkek onu sarınca eşi hafif bir yük yüklenir ve onunla dolaşır. Yükü ağırlaşınca da Rableri olan Allah’a şöyle yalvarırlar: “Bize iyi bir evlat verirsen, üzerine düşeni yapanlardan olacağız.” 190. İyi bir evlat verince de Allah’ın onlara verdiği (evlat) hakkında Allah’a ortaklar uydururlar. Allah, onların ortak saydıklarından yücedir.

    191. Bunlar, hiçbir şeyi yaratamayan üstelik kendileri de yaratılmış olan birilerini (Allah’a) ortak mı sayıyorlar? 192. Halbuki onların bunlara yardım etmeye güçleri yetmez; onlar kendileri için bile bir şey yapamazlar.
    Açıklamalar 1;
    (1) Nefis, hem beden hem de ruh anlamına gelir (39/4). Bu ayetteki nefis, bedenin özelliklerini içeren döllenmiş yumurtadır.         Nefsin oluşumu, üç karanlık bölgede tamamlanır. Bunlar yumurtalık, yumurtalıkla rahim arasındaki kanal ve rahim’dir.
     ——————————————————————————————————————————————

    Ölülerin yardıma çağrılması;
    194. (Ey müşrikler!) Allah ile araya koyup yardıma çağırdıklarınız sizin gibi kullardır. İddianızda haklıysanız hadi onları çağırın da size cevap versinler1. 195. Onların ayakları mı var ki yürüsünler; elleri mi var ki tutsunlar; gözleri mi var ki görsünler; kulakları mı var ki dinlesinler! De ki: “(Allah’a) ortak saydıklarınızı çağırın, sonra bana oyun kurun, hiç göz açtırmayın.
196. Benim velim (en yakınım), bu kitabı indiren Allah’tır. O, iyilere velilik eder.”
197. (Ey müşrikler!) Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınızın size yardıma güçleri yetmez. Onlar kendileri için bile bir şey yapamazlar. 198. Onları doğru yola çağırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün ama onlar görmezler.

    Açıklamalar 1;
    (1) Onları yardıma çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitseler bile olumlu cevap veremezler. Kıyamet /mezardan kalkış gününde de sizin onları Allah’a ortak koştuğunuzu kabul etmezler (35/14).
    “De ki: “Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınıza hiç baktınız mı? Gösterin bana, onlar yer­yüzünde neyi yaratmışlar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var” 46/4
    “Kendisine, kıyamete kadar cevap vere­meyecek kimseyi Allah ile arasına koyup yardıma çağırandan daha sapkın kim olabilir! Üstelik yardıma çağrılanlar, bunların çağrısından bile habersizdirler” 46/5
İnsanlar (mahşer günü) bir araya getirildiğinde, onlar bunlara düşman olacaklar ve bunların kendilerine kulluk ettiklerini inkar edeceklerdir” 46/6

      ——————————————————————————————————————————————

    Hz. Peygambere hitap;
    199. Sen af yolunu tut, marufa1 uymalarını iste, cahilce davrananlara2 da aldırma! 200. Şeytandan bir dürtü seni dürterse Allah’a sığın. Daima dinleyen ve bilen odur. 201. Yanlışlardan sakınanlar, şeytani bir kuruntu kendilerini sarınca, akıllarında tutmaları gereken doğru bilgileri (ayetleri) hatırlar ve hemen gerçeği görürler.

    Açıklamalar 1;
    (1) Örf ve ma’ruf, güzelliği akıl ve din yoluyla bilinen şeydir.

    (2) Herkesin doğru olduğunu bildiği şeye uymayan kişiden söz edildiği için bu kişiye cahil değil, “cahilce davranan” denir. Çünkü böyle bir kişi, doğruyu bildiği halde bilmiyormuş gibi davranır.
     —————————————————————————————————————————————–
    Namazda Kur’an’ın, sesli ya da sessiz okunması;
    204. Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verin ve susun1 ki iyilik bulasınız. 205. Öğle ve ikindide2, içten içe yalvararak, korku içinde, yüksek olmayan bir sesle3 Rabbini zikret4. Sakın (ayetlere) ilgisiz davrananlardan olma!”
    Açıklamalar 1;
    (1)
Namazda imamın Kur’an’ı sesli okuduğu rekatlarda, onu duyan cemaatin susup dinlemesi gerekir. İmamı duyamayan, Fatiha ve zamm-ı sureyi kendi başına okur.

    (2) Öğle ve ikindi namazlarının sessiz kılınmasının delili bu ayettir.
    (3) Ayetteki “öğle ve ikindi” ifadeleri, Allah’ı anmanın (zikir) ve bir önceki ayetteki Kur’an okumanın (kıraat) namazda olan ameller olduğunu gösterir. Buna göre, gündüz namazlarının (öğle ve ikindi) kıraati sessiz, gece namazlarının (akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekâtı ve sabah namazı) kıraati sesli olur. Cemaatle namaz kılınırken sabah namazında, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekâtlarında -ki buna Cuma ve bayram namazlarının iki rekâtı da dâhildir- imam açıktan okurken cemaat susup imamı dinlemeli; imamın sessiz okuduğu diğer namazlarda (öğle ve ikindi namazlarının bütün rekâtlarında, akşamın üçüncü, yatsının üç ve dördüncü rekâtlarında) ve imamın sesinin duyulmadığı durumlarda ise cemaat de içinden kıraatte bulunmalıdır.     
    (4) Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir.      Doğru bilginin kaynağı Allah’ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan ayetler ve indirilen ayetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (21/24, 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder. Allah’ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (2/209).
      “”Namazında sesini ne çok yükselt ne de iyice kıs; ikisinin arasında bir yol tut” İsra 17/110

     ——————————————————————————————————————————————
     Allah’a kulluk etmek (Secde ayeti);
     206. Rabbinin yanında olanlar1, kibirlenip de ona kulluktan geri durmazlar. Ona boyun eğer, secde ederler.
     Açıklamalar 1;
    “
Kim ona kulluktan geri durur da kibirlenirse Allah, onların hepsini huzuruna toplayacaktır”.
   “ İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara gelince, Allah onlara hak ettikleri karşılıkları tam verecek, hatta lütfederek daha da fazlasını verecektir. Kulluktan geri duran ve kibirlenenleri ise acıklı bir azaba çarptıracaktır”.