9.TEVBE SURESİNDEN TÜRKÇE MEALLER VE VE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

     9.TEVBE SURESİ (129): İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla;
      Antlaşma yapılan müşriklerle ilişkiyi kesme ilanı;
1.
Bu, antlaşma yaptığınız müşriklere, Allah ve elçisi tarafından yapılan ilişkiyi kesme ilanıdır: 2. Bugünden itibaren bu topraklarda dört ay daha dolaşabilirsiniz; ama Allah’ı aciz bırakamayacağınızı ve Allah’ın kâfirleri rezil edeceğini bilin!
3. Bu büyük hac gününde Allah ve elçisi tarafından bütün insanlara yapılan duyuru şudur: Allah’ın ve elçisinin bu müşriklerle ilişkisi kalmamıştır! (Ey müşrikler!) Tövbe ederseniz (dönüş yaparsanız) sizin için iyi olur. Yüz çevirirseniz bilin ki Allah’ı aciz bırakamazsınız. (Ey Muhammed!) Kâfirlik edenlere acıklı bir azabı müjdele!
    4. (Ey müminler!) Bu duyuru; sizinle antlaşma yapmış, sonra ona aykırı bir davranışta bulunmamış ve size karşı hiç kimseye destek vermemiş müşrikleri kapsamaz. Onlarla yaptığınız antlaşmaya, süresi bitinceye kadar tam olarak uyun1. Allah müttakileri (yanlışlardan sakınanları) sever.

    5. Bu haram aylar (can ve mal dokunulmazlıklarının olduğu bu dört ay)2 çıkınca (Mekke’den ayrılmayan) o müşrikleri3 bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, kuşatın ve onlar için her gözetleme yerinde bekleyin. Ama dönüş yapar, namazı özenle ve sürekli kılar ve zekatı da verirlerse artık onları serbest bırakın (9/11). Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır. 6. O müşriklerden (Mekke’den ayrılmış) biri yanına gelmek isterse ona güvence ver ki gelsin, Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra onu, kendini güvende gördüğü bölgeye ulaştır. Böyle yap, çünkü onlar bilmeyen bir topluluktur. 7. Mescid-i Haram yanında (Mekke’de) yaptığınız antlaşmanın kapsamına girmeyen müşrikler lehine, Allah ve elçisi nezdinde verilmiş bir söz nasıl olabilir ki! Antlaşma yaptıklarınızdan size karşı dürüst davranmaya devam edenlere siz de dürüst davranın. Allah yanlışlardan sakınanları sever. 8. Öyle bir söz nasıl verilmiş olabilir! Onlar size üstün gelseler ne akrabalık bağlarını gözetirler ne yükümlülüklerini! Kalpleri istemese de ağızlarıyla sizi razı etmeye çalışırlar. Onların çoğu, yoldan çıkmıştır.
    9. Onlar Allah’ın ayetlerini geçici4 bir çıkar karşılığında satmış, böylece onun yolundan çıkmışlardır. Onların yapmakta oldukları şey ne kötüdür! 10. Onlar herhangi bir mümine karşı ne akrabalık bağı gözetirler ne de yükümlülüklerini yerine getirirler! İşte sınırı aşanlar onlardır. 11. Eğer tövbe eder (dönüş yapar), namazı özenle ve sürekli kılar, zekâtı da verirlerse artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Biz ayetlerimizi bilenler topluluğu için ayrıntılı olarak açıklarız.
12. Antlaşmalarından sonra (ilişkiyi kesme ilanı dışında kalanlar) yeminlerini bozar ve dininize de saldırırlarsa o zaman siz de küfrün elebaşlarına savaş açın
. Artık verdikleri sözün bir değeri kalmamış olur. Böyle yapın, belki yanlış davranışlarından vazgeçerler.

    Açıklamalar 1;
     (1) Bahsedilen antlaşma, Hudeybiye Antlaşması’dır. Hendek Savaşından bir yıl sonra 628 yılı Mart ayında Mekkeli müşrikler ve Medineli Müslümanlar arasında yapılan bu antlaşmaya göre on yıl boyunca taraflar ve müttefik olduğu kabileler birbirlerine saldırmayacak ve her türlü ticari ilişkide emniyeti temin edeceklerdi. Antlaşmadan iki yıl sonra Kureyş’ten gizli destek alan Benî Bekir kabilesi, Müslümanların müttefiki olan Benî Huzaa kabilesine saldırarak antlaşmayı bozmuş oldu. Bu âyette, antlaşmaya sadık kalanlar istisna edilmiş, onlar için antlaşma maddelerinin işlerliğinin devam edeceği bildirilmiştir.

    (2) Yukarıdaki duyuru, haram aylarının ikincisi olan Zilhicce’de yapılmıştı. Buradaki haram aylar, bilinen haram aylar değil, ikinci ayette belirtilen can ve mal dokunulmazlığının tanındığı dört aydır. Haram denmesi, bu süre içinde muhatapların dokunulmaz sayılmasından dolayıdır.
    (3) Bu müşriklerin tamamı daha önce Hz. Muhammed’i öldürmeye kalkan, Müslümanları Mekke’den göç etmeye zorlayan kimselerdir. Nebiye karşı işlenmiş bu suçun karşılığı olarak ya verilen tarihe kadar göç edecekler ya da savaş suçlusu oldukları için (2/191) öldürüleceklerdir. 11. ayette tövbe edip (dönüş yapıp) bunu hareketlerine de yansıttıkları takdirde bu muameleye maruz kalmayacakları bildirilmektedir.
    (4) Sizin yanınızda olanlar tükenir, Allah’ın yanında olanlar ise kalıcıdır. 16/96
——————————————————————————————————————————————-
    Allah’ın savaş sözü;
    13. (Hudeybiye’de) ettikleri yemini bozmuş ve Allah’ın elçisini (Mekke’den) çıkarmaya kastetmiş bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Üstelik sizinle savaşı başlatan onlardır. Yoksa onlardan çekiniyor musunuz? Eğer inanıp güvenmiş kimselerseniz asıl çekinmeniz gereken Allah’tır. 14. Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin ve onları rezil etsin; size de onlara karşı zafer versin ve inanıp güvenenler topluluğunun içini rahatlatsın. 15. Bir de inanıp güvenenlerin kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah gerekeni yapanın tövbesini (dönüşünü) de kabul eder. Allah daima bilen ve kararları doğru olandır. 16. Yoksa Allah içinizden hem cihad edenleri (elinden geleni yapanları)1 hem de Allah’ı, elçisini ve müminler dışında birini sırdaş edinmeyenleri bilmeden kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız (2/155)? Allah, yaptığınız her şeyin iç yüzünden haberdardır.
     Açıklamalar 1;
    (1) Cihad, düşmanın, şeytanın veya arzuların baskısına karşı Allah’ın emrine uymak için verilen her türlü mücadeledir. Allah yolunda savaş, cihadın çok önemli bir parçasıdır.

    *Hendek Savaşından bir yıl sonra 628 yılı Mart ayında Mekkeli müşrikler ve Medineli Müslümanlar arasında Hudeybiye’de yapılan antlaşmaya göre taraflar on yıl boyunca birbirlerine saldırmayacak, ticari ilişkilerde emniyeti temin edeceklerdi. Ne var ki,  iki yıl sonra Kureyş’ten gizli destek alan Benî Bekir kabilesi, Müslümanların müttefiki olan Benî Huzaa kabilesine saldırmışlardı.
    *Her müşrik aynı zamanda kâfir, her kâfir aynı zamanda müşriktir (3/151).
———————————————————————————————————————————————
    Mescitlere hizmet;
    17. Müşrikler, kendi kâfirliklerine (Kafir=Müşrik) bizzat kendileri şahitken Allah’ın mescitlerine hizmet etmeye hakları yoktur. Onların bütün çalışmaları boşa gider. Onlar, o ateş içinde ölümsüz olarak kalacaklardır. 18. Allah’ın mescitlerine ancak Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenen, namazı özenle ve sürekli kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından çekinmeyenler hizmet edebilirler. İşte bunların doğru yolda olmaları umulur. 19. Yoksa siz; hacılara su verme ve Mescid-i Haram’a hizmet etme işini üstlenenleri, Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenen ve Allah yolunda cihad edenlerle (elinden geleni yapanlarla) bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir olmazlar. Allah yanlışlar içinde olan topluluğu yola getirmez.

———————————————————————————————————————————————
    Müminlerin nitelikleri;                                                                         
    20. İnanıp güvenen, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki dereceleri pek yüksektir. Başarıya ulaşanlar işte onlardır. 21. Rableri onları, kendi ikramı, rızası ve nimetleri sürekli olan cennetlerle müjdeler. 22. Onlar orada ölümsüz olarak sonsuza dek kalacaklardır. Şüphesiz büyük ödül Allah katındadır.
—————————————————————————————————————————————-

     İman etmeyen yakınlarınızı kendinize yakın saymayın;
    23. Ey inanıp güvenenler! Eğer kâfirliği (ayetleri görmezden gelmeyi) imana (Allah’a inanıp güvenmeye) tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi bile kendinize yakın saymayın (8/72). Sizden kim onları kendine yakın sayarsa işte asıl yanlışı yapanlar onlardır. 24. De ki “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, bağlı olduğunuz topluluk, elde ettiğiniz mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz evler size, Allah’tan, elçisinden ve onun yolunda cihaddan (elinden geleni yapmaktan) daha hoş geliyorsa Allah’ın sizi cezalandırma emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan çıkmış bir topluluğu yola getirmez.”

    *Kalkıp namaz kılmıyorsan, Allah’ın emirlerini tutup yasaklarından sakınmıyorsan gerisi hikayedir.
    ——————————————————————————————————————————————
    Allah’ın müminlere yardımları;                                                           
    25. Allah birçok yerde size yardım etti. Huneyn gününde1 de öyle oldu. O gün sayıca çok olmanız sizi fazla etkilemişti; ama bu bir işinize yaramadı. Tüm genişliğine rağmen yeryüzü size dar geldi. Sonra da gerisin geri dönüp çekildiniz. 26. Sonra Allah, elçisine ve müminlere bir iç huzuru verdi. Görmediğiniz ordular indirdi. Kâfirlere de azap etti. Kâfirlerin alacağı karşılık işte budur. 27. Bütün bunlardan sonra, Allah, gerekeni yapanların tövbesini (dönüşünü) kabul eder. Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.

    Açıklamalar 1
    (1) Huneyn Savaşı, Mekke’nin fethinden 20 gün sonra Müslümanlarla Hevazin kabilesi arasında gerçekleşmiştir.   Mekke’nin fethi amacıyla Medine’den çıkıldığında Resulullah seferin hedefini Ebu Bekir’den bile gizlemişti. Hevazin kabilesi seferin kendilerine karşı yapıldığını zannederek büyük bir ordu oluşturdu. Mekke fethi sonrası durumdan haberdar olan Hz. Muhammed Hevazin’e karşı sayıca üstün bir ordu ile yürüdü. Ancak daha önceden savaş meydanında konuşlanmış olan Hevazin kabilesi, alanın bütün imkanlarını kendi lehleri için kullanarak savaşın başında Müslüman orduyu dağıttı. Hz. Muhammed’ın geri çekilen birlikleri yeniden tanzim ederek ikinci bir taarruz yapması ile Müslümanların lehine döndü
     —————————————————————————————————————————————
     Antlaşmayı bozan ya da müminlere düşmanlık eden müşriklerle savaş;
    28. Ey inanıp güvenenler! (Antlaşmayı bozan) müşrikler1 birer pisliktir; içinde bulundukları bu yıldan sonra (4 aydan sonra) Mescid-i Haram’a (Mekke’ye) yaklaşmasınlar. Bundan dolayı muhtaç duruma düşmekten korkarsanız2, gerekli görürse Allah ikramıyla ihtiyacınızı giderecektir. Allah daima bilen ve kararları doğru olandır. 29. Kendilerine kitap verilmiş olanlardan, Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyen, Allah’ın ve resulünün (elçisinin getirdiği kitabın) haram saydığını haram saymayan ve bu doğru dini din edinmeyen kimselerle; kendileri küçük düşüp o cezayı3 elleriyle ödeyecek hale gelinceye kadar savaşın4.

    30. Yahudiler; “Üzeyir Allah’ın oğludur5” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur” dediler. Bunlar, onların dillerine doladıkları (geçersiz) sözlerdir. Kendilerinden önceki kâfirlerin ağzı ile konuşuyorlar. Allah canlarını alsın! Bu yalana nasıl da sürükleniyorlar! 31. Allah ile aralarına koydukları ilim adamlarını ve din adamlarını Rableri saydılar. Meryem oğlu Mesih’i de Rab saydılar. Oysa onlara emredilen, tek olan ilaha kul olmalarıdır (98/5). Ondan başka ilah yoktur. Allah, onların şirk koştukları şeylerden uzaktır. 32. Bunlar, Allah’ın nurunu (Kur’an’ı) ağızlarıyla söndürmek istiyorlar6. Oysa Allah’ın ısrarla üzerinde durduğu şey, sadece nurunun tamamlanmasıdır. Varsın kâfirler (ayetleri görmezlikte direnenler) bundan hoşlanmasın!
    33. Dinini, bütün dinlere hâkim kılmak için Elçisini bu rehber (Kur’an) ve gerçek din ile gönderen Allah’tır (48/28, 61/7-8). Varsın müşrikler bundan hoşlanmasınlar.
     Açıklamalar 1;
    (1)Burada sözü edilen müşrikler, Hudeybiye antlaşmasını bozanlardır.

    (2) Onlar gelmezlerse ticari faaliyetler aksar, gelirimiz azalır diye bir korkuya kapılmayın.
    (3)  “O ceza”, ayetten öğrenebiliriz: “Kafirlerle savaşta, karşılaşınca boyun köklerini vurun. Etkisiz hale getirince onları, sıkı güvenlik çemberine alın ve esirleri karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın” (47/4)
    (4) Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Yanlış davrananlar dışındaki ehl-i kitap’la mücadelede sadece en güzel yöntemi uygulayın...” (29/46). Yanlış davrananlar, bize savaş açanlardır. “Allah yolunda, sizinle savaşanlarla savaşın ve haksız saldırı yapmayın. Allah, haksız saldırı yapanları sevmez.” (2/190).
    (5) Üzeyir, Beytülmakdis’in ilk yıkılışından sonra (17/5), M.Ö. 539’da Kral; Üzeyir ve diğerlerini, Mescid’i yeniden inşa etmeleri için geri gönderdi. Üzeyir Kudüs’ü görünce: “Allah bu kenti ölümünden sonra nasıl canlandıracak?” dedi. “Allah da onu öldürdü ve yüz yıl sonra tekrar diriltti.” Üzeyir, M.Ö. 437’de Kudüs’e vardı. Bu, onun Kudüs’e ikinci varışıydı. 100 yıla rağmen yaşlanmamış hali, Yahudilerin onu kutsamasına sebep oluyor.
    (6) Nuru ağızla söndürmek, onu yalanlamaya, çürütmeye, etkisizleştirmeye çalışmaktır (2/42).
    *“Allah yolunda, sizinle savaşanlarla savaşın ve haksız saldırı yapmayın. Allah, haksız saldırı yapanları sevmez.” (2/190)
    *Hatim diyor ki: “Nebimizden yukarıdaki ayeti dinledim. Dedi ki: ‘Onlar bunlara ibadet etmediler, ama bir şeyi helal sayarlarsa helal saydılar, haram sayarlarsa haram saydılar. Onları rab edinmeleri böyle oldu.’
     Müşrikler, şimdi Kabe’ye girebilir mi? Suç, suçluyla sınırlıdır, miras yoluyla başkalarına geçmez.
     ——————————————————————————————————————————————–
    İlim ve din adamlarının haksız kazançları;
    34. Ey inanıp güvenenler! İlim adamlarının ve din adamlarının çoğu insanların mallarını haksız yolla yer ve onları Allah’ın yolundan çevirirler. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlara acıklı bir azabı müjdele! 35. Bir gün o altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılacak; onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak ve onlara şöyle denilecektir: “İşte kendiniz için biriktirdikleriniz! Tadın bakalım biriktirdiklerinizi!”
     —————————————————————————————————————————————

    Haram aylar;                                                                                                     
    36. Gökleri ve yeri yarattığı gün, Allah’ın kitabında1 olan şudur: Allah katında ayların sayısı on ikidir; bunlardan dördü haram aylardır2. İşte doğru hesap budur. Bu aylarda (savaşıp da;2/194) kendinizi kötü duruma düşürmeyin! Ama müşrikler (bu yasağı dikkate almayıp) sizinle nasıl bütün aylarda savaşıyorlarsa siz de onlarla o aylarda savaşın! Bilin ki Allah, yanlışlardan sakınanlarla beraberdir.

    Açıklamalar 1;
    (1) Evrenin yapısı ile ilgili olarak levh-i mahfuzda yani korunmuş kitapta kayıtlı olan bilgi (22/70, 34/3).

    (2) Haram aylar; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır.
    Haram aya saygı, haram aya saygı duyanlara karşıdır, yasaklar karşılıklıdır. Size kim saldırırsa, o saldırıya denk bir saldırı yapın. Allah’tan çekinip korunun. Bilin ki Allah, kendisinden çekinip korunanlarla beraberdir. (2/194),  “Sana haram ayını, o ayda yapılan savaşı soruyorlar.  De ki “O vakitte savaş büyük suçtur. Ama Allah’ın yolundan engellemek  ve Mescid-i Haram’ın kutsallığına kendini kapamak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur” 2/216-217
       ——————————————————————————————————————————————
     “Eğer savaşa çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır”;
    38. Ey inanıp güvenenler! Size ne oldu ki “Allah yolunda savaşa çıkın.” denince olduğunuz yerde çakılıp kaldınız1? Yoksa ahiret yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatının menfaati ahiret hayatının yanında çok azdır. 39. Eğer savaşa çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluğu getirir ve siz de Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Allah her şeye bir ölçü koyar. 40. Siz Muhammed’e yardım etmezseniz bilin ki Allah ona yardımını yapmıştır. Hani bir gün kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (3/143, 8/6) (Mekke’den) çıkmak zorunda bıraktıklarında mağarada arkadaşına o şöyle diyordu: “Üzülme; şüphesiz Allah bizimle beraberdir.” Allah da ona iç huzuru vermiş, görmediğiniz ordularla onu desteklemiş ve kâfirlerin sözünü boşa çıkarmıştır. En yüce söz Allah’ın sözüdür(9/16). Daima üstün olan ve bütün kararları doğru olan Allah’tır.
41.
Size ağır gelse de gelmese de savaşa çıkın. Allah yolunda malınızla, canınızla cihad edin (elinizden geleni yapın). Sizin hayrınıza olan budur. Bilseniz bunu yaparsınız! 42. Kolay bir kazanç ya da sıradan bir yolculuk olsa kesinlikle peşinden gelirlerdi. Ama bu uzun ve zorlu yolculuk gözlerinde büyüdükçe büyüdü. Yakında şöyle yemin edeceklerdir: “Gücümüz yetseydi vallahi sizinle birlikte çıkardık.Boşuna nefes tüketiyorlar. Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
    Açıklamalar 1;
    (1) Konu, Tebük seferidir. Seferin vaktinin Medine’ana gelir kaynağı olan hurma hasat mevsimine yani çok sıcak olan eylül-ekim aylarına denk gelmesi, münafıkların ve kalbinde hastalık olan bazı kimselerin savaşa katılmamak için izin istemeleri ve Hz. Muhammed’in izin vermesinin oluşturduğu huzursuzluk, bazılarını savaşa katılma noktasında isteksiz hale getirmesi.

     ———————————————————————————————————————————————
    “Savaşa katılmama konusunda onlara niçin izin verdin?”
    43. Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana göre tam olarak ortaya çıkmadan, yalancıların kimler olduğunu da öğrenmeden onlara (savaşa katılmama konusunda) niçin izin verdin1? 44. Cihad etmek (Allah yolunda elinden geleni yapmak, Müslümanların temel görevi olduğu için) Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmek için senden izin istemezler. Allah, muttakileri (yanlışlardan sakınanları) bilir. 45. (Mazereti olmadığı halde) Senden izin isteyenler sadece, Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyen, kalpleri şüphe içinde olanlardır. Onlar kendi şüpheleri içinde git geller yaşarlar. 46. Eğer savaşa çıkmak isteselerdi kesinlikle bir hazırlık yaparlardı. Ama Allah, tutum ve davranışlarından hoşlanmadı da üzerlerine bir ağırlık çökertti. Onlara: “(Savaşa gelemeyip) oturanlarla birlikte siz de oturun.” denildi. 47. Zaten sizinle birlikte çıksalardı, kafanızı karıştırma dışında bir katkıları olmazdı. Bir de aranıza girer, kesinlikle fitne fesat çıkarmaya çalışırlardı. İçinizde onlara kulak verenler vardır. Allah o zalimleri bilir. 48. Bunlar daha önce de fitne peşinde koştular ve senin işlerini alt üst ettiler. Onlar hoşlanmasalar da sonunda hak yerini buldu ve Allah’ın emri hakim oldu2. 49. Onlardan kimi de “Bana izin ver de başımı sıkıntıya sokma3” der. Bil ki onlar, zaten sıkıntı içindedirler. Cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.

    50. Başına iyi bir şey gelse, bu onları üzer. Kötü bir şey gelse, “İyi ki (savaşa çıkmayarak) önceden tedbirimizi almışız.” der, sevinç içinde arkalarını dönüp giderler. 51. De ki: “Allah’ın (onaylayıp) yazmadığı bir şey asla başımıza gelmez (57/22). O bizim mevlâmız (en yakınımızdır).” Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar. 52. De ki: “Bizim için iki iyilikten biri4 dışında bir şey mi bekliyorsunuz? Biz de Allah’ın kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Hadi bekleyin! Biz de sizinle birlikte bekliyoruz.”
    53. De ki: “İster gönüllü ister gönülsüz harcama yapın; sizden asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz, yoldan çıkmış bir topluluksunuz.” 54. Yaptıkları harcamanın kabulüne engel olan sadece Allah’ı ve elçisini görmezlikte direnmeleridir. Bunlar namaza ancak üşenerek gelirler (4/142) ve yaptıkları harcamayı da ancak gönülsüz yaparlar. 55. Onların malları da evlatları da seni fazla etkilemesin (9/85). Allah ister ki dünyadaki hayatlarında bunlarla onlara azap etsin ve canları, onlar kâfirken çıksın. 56. Sizden olmadıkları halde “Vallahi, kesinlikle sizdeniz!” diye yemin ediyorlar. Aksine onlar, ödlek bir topluluktur. 57. Bir sığınak, mağara ya da girilebilecek bir delik bulsalar, hiçbir şeye bakmadan oraya doğru koşarlar. 58.  Kimileri de sadakalar (zekatlar) konusunda sana dil uzatırlar. Kendilerine verilirse memnun olur, verilmezse anında sinirlenirler.      59. Keşke Allah’ın ve elçisinin verdiğine razı olsalar da şöyle diyebilselerdi: “Allah bize yeter! Allah lütfundan bize verecektir, elçisi de5. Biz umudumuzu sadece Allah’a bağlarız.”

     —————————————————————————————————————————————
    Sadakalar;
     60. Sadakalar sadece fakirlere, miskînlere, sadaka işinde çalışanlara ve müellefe-i kulûba (kalpleri ısındırılacak olanlara) verilir. Bir de boyunduruk altındakilere., borçlulara, Allah yolunda ve yolculara harcanmak üzere ayrılır. Bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.                                                                        
     Açıklamalar 1;
(1)
Bu ayet nebilerde ismet sıfatının olmadığının delillerindendir. Yani nebiler günahlardan korunmuş değillerdir.

    (2) Bu ayet nebilerde ismet sıfatının olmadığının delillerindendir. Yani nebiler günahlardan korunmuş değillerdir.
    (3) Savaştan kaçmış durumuna düşmeyeyim.
    (4) (4/104) Yaşarsak zafer ve ganimet, ölürsek şehitlik ve cennet.
    (5) Allah’ın insanlar arasından seçerek, vahiy yoluyla kitap indirdiği ve onu insanlara ulaştırmasını emrettiği kişiye nebi denir.  Bu sebeple nebi, vahyi alan kişinin insan yönüne, resul ise nebinin insanlığa iletmek zorunda olduğu mesajın içeriğine vurgu yapan kelimelerdir.
    Resul, muhatabın anladığı dilde kendisine ulaştırılmış mesaj anlamını taşır. Ayette geçen resul kelimesi, Allah’ın kitabında yer alan konuyla ilgili hükmü dile getirmek için kullanılmıştır. Bu sebeple ayette Allah ve elçisinin verdiğine razı olanlar, sadece “Allah bize yeter” demektedirler. Dolayısıyla Allah ve elçisi ifadesi, Allah ve onun elçisiyle insanlığa ulaştırdığı hükmü anlamındadır. Bunlar, daha önce Uhud savaşında geri çekilen düşmanı takip etmeyip tartışma çıkaran ve Müslümanların dağılmasına sebep olan münafıklardır.                                           
———————————————————————————————————————————————
     Sadaka verilecek yerler;
    60. Sadakalar (Zekat)1 sadece fakirlere, miskinlere, sadaka işinde çalışanlara ve kalpleri ısındırılacak olanlara verilir. Bir de boyunduruk altındakilere, borçlulara, Allah yolunda ve yolculara harcanmak üzere ayrılır. Bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.
    Açıklamalar 1;     

    (1) Sadaka, sadakati gösteren bir vergidir. Müslüman olsun olmasın, nisap miktarı malı olan her vatandaştan alınır (9/103). Müslüman onu, Allah’ın emrine sadakatini göstermek için verdiğinden onun açısından zekat olur.
    “Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolculara, isteyenlere ve bir de boyunduruk altındakiler(i kurtarmak) için verir” 2/177, “Çaresizi doyurmak için teşvikte bile bulunmaz” 107/3.
    Fakir muhtaç durumda olan, miskin ise işsiz ve çaresiz kalan kişidir. Nebimiz şöyle demiştir: “Miskîn bir parça, iki parça yiyecek ile yetinen değil, ihtiyacını karşılayamadığı halde utanan veya ısrarla kimseden bir şey isteyemeyen kişidir.”

     Bir sahabi anlatıyor: “Nebiye gelip biat ettim. O sırada bir adam geldi, “Bana sadakadan ver!” dedi. Resulullah adama: “Allah, sadakalar konusunda, ne bir nebinin ne de başkasının hükmüne razı olmuş, hükmü bizzat kendisi vererek sadakaları sekiz kısma ayırmıştır. Sen bunlardan birine giriyorsan hakkını sana veririm” dedi. Nebimiz de Allah’ın, nebi veya Resulün hükmüne razı olmadığını dile getirerek Allah’ın hükmünün Allah’ın kitabında yazılı hüküm olduğunu beyan etmektedir.
     —————————————————————————————————————————————-
    Nebiyi incitenlere acıklı bir azap vardır;
   61. İçlerinde “Her söze kulak veriyor!” diyerek nebiyi incitenler vardır. De ki: “O sizin için iyi olana kulak verir. Allah’a inanıp güvenir, müminlere de inanır. Ayrıca o, sizden inanıp güvenenler için bir lütuftur (3/164).” Allah’ın elçisini inciten kişilere acıklı bir azap vardır1. 62. Sizi razı etmek için Allah’ın adıyla yemin ederler. Eğer mümin iseler, asıl razı etmeleri gereken Allah ve resulüdür2. 63. Onlar şunu hâlâ öğrenmediler mi! Kim Allah’a ve elçisine sınır çizmeye kalkarsa3 ona içinde ölümsüz olarak kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük bir rezilliktir.

    Açıklamalar 1;
    (1) Ayetin başında geçen “nebiyi incitmek” ifadesi ayetin sonunda “elçiyi incitmek” şekline dönmüştür. Çünkü ikisi arasında sonuca etki eden önemli bir fark vardır. Kur’an’da nebi ve resul kavramları birbirleriyle irtibatlı ama farklı anlamlarda kullanılır. Nebi, kendisine risaletle ilgili vahiy indirildiği için değeri yükseltilmiş kişidir. Bu yönüyle nebilik ünvandır ve beşerî özellikleri de kapsar. Resul ise kendisine indirilen vahyi tebliğ etme görevini ve tebliğ edilen şeyi ifade eder. Kişi nebilik ünvanını, verildiği andan ölümüne kadar, hayatının her anında taşır. Resullük ise sadece tebliğ faaliyetini sürdürdüğü anlar için söz konusudur. Bu sebepledir ki Kur’an’da nebiye mutlak itaatten bahsedilmezken (60/12) resule mutlak surette itaat istenir ve bunun Allah’a itaat anlamına geldiği bildirilir (4/80). Bunun uzantısı olarak bu ayette görüldüğü gibi nebiyi incitenler kınanır yahut en fazla uyarılırken resulü incitenler acıklı bir azapla tehdit edilir. Çünkü nebiyi incitme beşerî münasebetlere dair bir eksikliğin tezahürü iken resulü incitme onun tebliğ ettiği şeyi, dolayısıyla Allah’ı hedef alan bir karşı koyuş anlamına gelir. Bu sebeple Hz. Muhammed etrafındaki insanlar, onunla konuşur yahut tartışırken onun hangi sıfatla konuştuğuna dikkat etmeleri konusunda uyarılmışlardır (49/2). Zira nebiyle polemiğe girmek en fazla nezaketsizlik olarak değerlendirilebilecek iken (33/53) resul vasfıyla tebliğ ettiği şeye karşı çıkmak, kişiyi Allah’ın yolundan çıkaracaktır (33/57).

    (2) Allah’ın rızasının kazanılması onun emir ve yasaklarının yerine getirilmesine bağlıdır. Onun emir ve yasaklarını da bize resuller iletir. Bu sebeple Allah’a itaat etmenin yolu resule itaatten geçer (4/80), 24/549). Nebi olan resullerin ulaşamadıkları yerlerde yahut vefatlarından sonra resulluk görevi, Allah’ın indirdiği kitabın tebliğ edilmesiyle yerine getirilir.
    (3) Bu ve (58/5-6, 20-22) ayetlerde, Allah ve resulünün ayrı ayrı zikredilmiş olması itaate ya da isyana konu olan iki ayrı otoritenin varlığını göstermez. Allah’a itaat nasıl ki onun isteklerini tebliğ eden resule (kitaba) itaat ile mümkün oluyorsa (4/80), ona karşı başkaldırı yahut ona sınır çizme de yine onun ayetlerine karşı gösterilen tavırla mümkün olacaktır (3/32).
     —————————————————————————————————————————————-

    Münafıklar;
    67. Münafık erkeklerle münafık kadınların birbirlerinden farkı yoktur. Onlar münkeri (kötü şeyleri) emreder, marufu (/iyi şeyleri de) yasaklarlar. Eli sıkı davranırlar. Onlar Allah’ı unuttular1, Allah da onları unuttu. Münafıklar tam anlamıyla yoldan çıkmış kimselerdir. 68. Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve bütün kâfirlere, içinde ölümsüz olarak kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. Orası onlara yeter. Allah onları dışlamıştır2. Onların hakkı kalıcı bir azaptır.

    Açıklamalar 1;
    (1) Unutma, Allah’ın emirlerini önemsememektir. Bu nedenle Allah da onları önemsemeyecektir (20/126, 32/14, 45/34).

    (2) Lanetlemek; dışlamak, ikramından mahrum, yoksun bırakmaktır.
     ——————————————————————————————————————————————-
     Müminlerin nitelikleri;
    71. Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin en yakın dostudur (5/55-56). Marufu (iyi şeyleri) emreder, münkeri (kötü şeyleri) yasaklarlar (3/104, 110, 9/112). Namazı özenle ve sürekli kılar, zekâtı verir, Allah’a ve elçisine gönülden boyun eğerler. Allah, işte bunlara ikramda bulunacaktır (2(277, 13/22, 22/41, 27/3, 31/3-4). Daima üstün olan ve bütün kararları doğru olan Allah’tır. 72. Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, Adn cennetlerinde1, ölümsüz olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan bahçeler ve güzel konaklar vaat etmiştir. Allah’ın rızası ise en büyük nimettir. Büyük başarı işte budur2.

    Açıklamalar 1;
    (1)
Ahiretteki Cennet, “Adn cennetleri” olarak nitelenir. Bir diğer niteleme biçimi de “Firdevs”tir.

    (2) (4/13, 5/119, 6/16, 9/88-89, 100, 45/30, 48/4-5, 57/12, 61/12, 64/9, 85/11).
     ——————————————————————————————————————————————
    Kafirler ve münafıklar;                                                                                  
    73. Ey Nebi! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et (elinden geleni yap: 9/16). Onlara katı davran (8/15, 57)! Varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü hale gelmektir o! 74. Söylemediklerine dair Allah’ın adıyla yemin ediyorlar ama kendilerini kâfir yapan sözü kesinlikle söylediler. İslam’a girdikten sonra kâfir olmuşlar ve başarılı olamadıkları bir işe girişmişlerdi /3/152-154). Kin gütmelerinin tek sebebi, Allah’ın ve elçisinin, lütfedip o nankörlerin1 ihtiyaçlarını gidermiş olmasıdır. Hatalarından dönerlerse onlar için hayırlı olur. Ama yüz çevirirlerse Allah onlara dünyada da ahirette de acıklı bir azap ile azap edecektir. (Azap geldiğinde) Onların yeryüzünde ne bir dostları kalır ne de yardımcıları. 75. Onların içinde “Eğer bize lütfundan verirse elbette biz de sadaka verir, iyilerden oluruz.” diye Allah’a söz verenler de vardır. 76. Ama Allah onlara lütfundan verince cimrilik edip yüz çevirdiler. Onlar dönek kimselerdir. 77. Verdikleri sözü tutmamalarının ve yalan söylemelerinin cezası olarak Allah da kendisiyle yüzleşecekleri güne kadar kalplerine münafıklık yerleştirdi. 78. Bilmiyorlar mı ki Allah onların sırlarını da gizli konuşmalarını da bilir! Allah, gizli saklı her şeyi çok iyi bilir.

    79. Müminlerden, sadakalarını fazlasıyla verenler ile ancak bulabildiği kadarını verenlere laf dokunduran ve onları küçük görenleri Allah da küçük düşürür. Onların hak ettiği acıklı bir azaptır. 80. Onlar için bağışlanma talebinde bulun veya bulunma (bir şey değişmez). Yetmiş kere bağışlanmalarını talep etsen de Allah onları asla bağışlamaz. Bu, Allah’ı ve resulünü (elçisinin getirdiğini) görmezlikte direnmeleri sebebiyledir. Allah, yoldan çıkmış bir topluluğu yola getirmez.
    81. Allah’ın elçisine muhalefet edip savaştan geri kalanlar, oturup kalmalarından dolayı mutlu oldular. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmek (ellerinden geleni yapmak) onlara itici geldi. Bir de “Bu sıcakta savaşa çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır!” Keşke kavrasalardı!
82. Artık bunlar, elde ettikleri şeye karşılık az gülsün, çok ağlasınlar.
83. Allah, seni onların bir kesimi ile bir araya getirir de onlar yeni bir savaşa çıkmak için senden izin isterlerse de ki: “Artık benimle hiçbir zaman sefere çıkamayacaksınız, benimle beraber bir düşmanla savaşamayacaksınız. Oturup kalmayı ilk seferinde siz istediniz. Şimdi de geride kalanlarla birlikte oturmaya devam edin (9/93-94).” 84. Onlardan ölen birinin namazını asla kılma, kabrinin başında da bulunma. Çünkü onlar, Allah’ı ve resulünü (elçisinin getirdiğini) görmezlikte direnmiş (kâfirlik etmişler)’dir. Onlar yoldan çıkmış olarak ölmüşlerdir (9/113-114). 85. Onların malları da evlatları da seni fazla etkilemesin (9/85). Allah ister ki dünyadaki hayatlarında bunlarla onlara azap etsin ve canları, onlar kâfirken çıksın2. 86. “Allah’a inanıp güvenin ve elçisiyle birlikte cihada çıkın!” diye bir sure indirildiğinde münafıkların varlıklı olanları senden izin ister ve “Bizi bırak da (savaşa çıkmayıp) oturanların yanında kalalım” derler. 87. Kadınlarla beraber geride kalmaya razı oldular. Sanki kalplerinde yeni bir yapı oluşturulmuş3 da kavrayamıyorlar (9/93).

    Açıklamalar 1;
    (1) Kâfirlik, aynı zamanda nankörlüktür.

    (2) Tövbe /dönüş kapısı son ana kadar açık olduğu için tövbe de edebilirler (4/17).
    (3) “Sanki” edatı açık edilmeyince bazı insanlar Allah’ın, kâfirlerin tövbe kapısını kapattığını ve onları özgürce karar alamayacak hale getirdiğini zannederler ve hata yaparlar (4/18). Oysa Allah’ın tövbe edildiğinde affetmeyeceği günah yoktur (39/53). Kur’an’ı rehber olarak kabul etmeyen ve Allah’ın risaletine düşmanlık yapan kişilerin tabiatı; bu yaptıklarında ısrar etmeleri nedeniyle değişir. Kalplerini, kulaklarını ve gözlerini kullanmaz hale gelirler. Böylece gerçekleri anlayamaz, duyamaz ve göremezler. Bu durum, aslında onların seçimlerinin sonucudur. Ayette, sanki Allah onların yaradılışını değiştirmiş gibi ifade edilme nedeni, onların hakikatten ne kadar uzaklaştıklarını vurgulamak içindir. Ayrıca Allah, kâfirleri, en’ama benzetmiştir.              Bunun sebebi de kalplerini, kulaklarını ve gözlerini hakkı bulmak için kullanmamalarıdır (7/179, 25/43-44).
     —————————————————————————————————————————————-
    Müminlerin nitelikleri;
    88. Ama bu elçi ve onun yanında olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler (ellerinden geleni yaparlar: 9/16) . Bütün iyilikler onlar içindir. Umduklarına kavuşacak olanlar da onlardır (9/44). 89. Allah onlara, içlerinden ırmaklar akan bahçeler hazırlamıştır. Onlar orada ölümsüz olacaklardır. Büyük başarı işte budur.
     ——————————————————————————————————————————————-

    Savaşa katılamama da mazeretler;
    90. Taşralı Araplardan mazeret beyan edenler kendilerine izin verilmesi için kalkıp geldiler. Allah’a ve elçisine yalan söyleyenler ise yerlerinden bile kıpırdamadılar (9/46). Onlardan kâfirlik edenleri, yakında acıklı bir azap yakalayacaktır. 91. Güçsüzlere, hastalara, bir de harcayacak bir şey bulamayan kimselere1, Allah’a ve elçisine karşı samimi oldukları sürece (savaşa çıkmamalarından dolayı) bir sıkıntı yoktur (48/17). Güzel davranış sergileyenlerin sorumlu tutulması için bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır. 92. Bir bineğe bindirip savaşa göndermen için sana geldiklerinde, “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.” dediğin zaman, kendileri de harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden göz yaşlarıyla dönüp gidenlerin sorumlu tutulması için de bir sebep yoktur.

    Açıklamalar 1;
    (1) O zaman kurumsal ordu olmadığından, savaş için gereken hazırlığı herkes kendi imkanıyla yapıyordu. Tebük uzun bir mesafede olduğundan, savaş teçhizatı ve binek bulamayanların bu savaşa katılmaları mümkün değildi.         

     —————————————————————————————————————————————-
    İmkanları olduğu halde izin isteyenlerin mazeretleri kabul edilmez;
    93. Asıl sorumlu tutulacak olanlar, imkânları olduğu halde senden izin isteyenlerdir. Onlar kadınlarla beraber geride kalmaya razı oldular. Sanki Allah kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluşturmuş da bir şey bilmiyorlar. 94. Geri döndüğünüzde size mazeret uyduracaklardır. De ki: “Hiç mazeret uydurmayın; size asla inanmayacağız. Allah, haberlerinizi bize bildirdi. Şimdiden sonra ne yapacağınızı da Allah ve elçisi görecektir. Sonra gaybı (algılanamayanı) ve şehadeti (algılanabileni) bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız. O size neler yaptığınızı bildirecektir.”

      ——————————————————————————————————————————————-
    Cennet ile müjdelenenler;
    99. Taşralı Araplardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenen, yaptığı harcamayı Allah’a yakın olma ve elçinin desteğini alma vesilesi sayanlar da vardır. Bilin ki bu, onlar için bir yakınlık sebebidir. Allah, onları ikramı ile kuşatacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır. 100. Muhacir1 ve Ensâr’ın2 öncüleri ile onları güzel bir şekilde takip edenler var ya, Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içlerinden ırmaklar akan bahçeler hazırlamıştır. Orada ölümsüz olarak sonsuza dek kalacaklardır. Büyük başarı işte budur.
    Açıklamalar 1;

    (1) Muhacirler, nebi ile birlikte Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlardır.
    (2)  Ensâr, Muhacirlere destek olarak, onları yanına alan ve onlarla imkanlarını paylaşan Medineli Müslümanlardır.
     ———————————————————————————————————————————————–
    Münafıklardan dönüş yapanların mallarından sadaka al;
    101. Çevrenizdeki taşralı Araplardan münafık (iki yüzlü) olanlar vardır. Medine halkından da münafıklıkta ustalaşmış olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, onları biz biliriz. Onlara (bu dünyada) iki kat azap edeceğiz 1. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. 102. Münafıklardan bir kısmı da günahlarını itiraf ettiler (kâfir olduklarını söylediler). İyi iş ile kötü olan bir başka işi karıştırdılar2.(Dönüş yaparlarsa) Allah da tövbelerini (dönüşlerini) kabul edebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.

    103. (Ey Muhammed!) Onların hepsinin mallarından sadaka al2. Bu sadaka ile onları hem arındırmış hem geliştirmiş olursun.       Ayrıca onlara sürekli destek ol; çünkü senin desteğin onların içlerini rahatlatır3. Daima dinleyen ve bilen Allah’tır. 104. Kullarının tövbesini kabul edenin de sadakaları alanın da Allah olduğunu öğrenmediler mi? Tövbeleri (dönüşleri) kabul eden ve ikramı bol olan Allah’tır.
    Açıklamalar 1;
    (1) Suç ile ceza arasında denklik vardır. Denklik ahirette de olacaktır (6/160, 25/68). Münafıklar iki suç işlerler, biri kâfirlik, diğeri de kendilerini Müslüman göstererek yaptıkları yalancılıktır (2/10). Dünyada iki kat ceza görmelerinin sebebi budur.

    (2) Bunlar, münafıklıklarını itiraf ederek yalancı olmaktan kurtuldular. Yaptıkları iyi iş budur. Münafıklığı bırakınca yalnız kâfir olmuş oldular. Kâfirlik yapmayı sürdürmeleri de kötü iştir.
    (3) Sadaka ile ilgili 60. ayetten sonra müminler, münafıklar  ve kâfir olduğunu açıkça itiraf edenler sayılmış ve “onların mallarından sadaka al” emri verilmiştir.
    *Azabın 1.si gerçek kimliklerini ortaya koyamamanın verdiği azaptır. 2.si hesaplar, 3.sü de cehennem azabıdır.
Münafıklar, kafir oldukları ve Müslümanız diyerek yalan söyledikleri için iki kat cezayı hak ederler.
      ——————————————————————————————————————————————
    Tebük savaşına katılmayıp zararlı faaliyetlerde bulunanların durumu;
    105. (Tebük Savaşına katılmayanlara) De ki: “Yapın yapacağınızı! Yaptıklarınızı Allah, elçisi1 ve müminler görecektir. ًGaybı ve şehadeti (algılanabileni) bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. O, size neler yaptığınızı bildirecektir.” 106. Bir kısmının işi de Allah’a kalmıştır (9/118). (Durumlarına göre) onlara ya azap eder ya da tövbelerini (dönüşlerini) kabul eder. Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.

    Açıklamalar 1;
    (1) Allah’ın elçisinin ve müminlerin bu amelleri görmesi, hesap gününde olacaktır.                          
     —————————————————————————————————————————————–

     Müminlerin nitelikleri;
    111. Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, cennet karşılığında satın almıştır (2/207, 61/10-13).  Onlar Allah yolunda savaşır, öldürür veya öldürülürler. Bu, Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da verdiği gerçek sözdür. Sözünü Allah’tan daha iyi kim tutabilir? Öyleyse yaptığınız alışverişten dolayı size müjdeler olsun! Büyük başarı işte budur. 112. Onlar tövbe eden, Allah’a kul olan, işlerini iyi yapan, gezip gerçekleri gören, rükû eden, secde eden, iyi şeyleri emreden, kötü şeylerden sakındıran ve Allah’ın koyduğu sınırları özenle koruyanlardır. Sen o müminlere müjde ver(33/35)
     Açıklamalar 2;
     Akabe biatı (9/112): Akabe biatı sırasında, ensardan 70 kişi Resûlullah’a biat ederlerken, içlerinden Abdullah b. Revaha, «Yâ Resûlallah! Rabbin ve senin için şartların nedir?» demişti. Resûlullah buyurdu ki: «Rabbim için şartım O’na ibadet etmeniz, O’na hiçbir eş tutmamanızdır; kendi hakkımdaki şartım da canlarınızı ve mallarınızı nasıl müdafaa ediyorsanız beni de öyle savunmanızdır”. Tekrar soruldu: «Böyle yaparsak bize ne vardır?» Resûlullah «Cennet vardır» diye cevap verdi. Onlar da «Ne kârlı alış veriş! Bundan ne döneriz, ne de dönülmesini isteriz» dediler. 
    —————————————————————————————————————————————-
    Müminlerin, müşriklerin bağışlanmasını isteme hakları yoktur;
    113. Bu nebinin ve müminlerin, yakıcı ateşin ahalisi oldukları kendilerine açıkça belli olduktan sonra müşriklerin bağışlanmasını isteme hakları yoktur (9/84). İsterse o müşrikler en yakınları olsun.
      ————————————————————————————————————————————–

     Allah’ın nitelikleri;
    115. Allah, bir topluluğu yoluna kabul ettikten sonra nelerden sakınacaklarını onlara açık açık göstermeden onları asla sapık saymaz (5/93, 17/15). Şüphesiz Allah her şeyi daima bilendir. 116. Göklerde ve yerde tüm yetkiler şüphesiz Allah’ındır. O, hem hayat verir hem de öldürür. Allah ile aranıza girecek ne bir dostunuz ne de yardımcınız vardır (2/107, 5/40, 57/2,5).
     Kur’ân’ı; tebliğ etmemişlerse kendi kitaplarına uymaları, tebliğ etmişlerse Kur’an’a uymaları gerekir.
     ——————————————————————————————————————————————-
     Allah’ın tövbeleri kabul etmesi;
    117. Allah, bu nebi ile zor zamanda ona uyan Muhacir ve Ensârdan kalbi kaymak üzere olan bir bölüğün tövbesini (yanlışından dönüşünü) kabul etti. Tövbelerini kabul etti çünkü onlara karşı pek şefkatli ve çok merhametlidir. 118. Allah, haklarındaki hüküm geciktirilen o üç kişinin tövbesini (yanlışlarından dönüşünü)1 de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri iyice daralmıştı. Allah’tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Tövbe etsinler diye Allah onlara dönüş yapma fırsatı verdi. Şüphesiz tövbeleri kabul eden ve ikramı bol olan Allah’tır.

     Açıklamalar 1;
    (1) Bunlar, Tebük seferine katılmayan 3 sahabidir.  Bunlarla ilgili, daha önce 9/106. ayet indirilmiş. Bu ayet ise,  yaklaşık 50 gün sonra indirilerek bu kişilerin tevbelerinin kabul edildiği bildirilmiş. Bu 3 sahabi, bu sürede tüm müminler tarafından yalnızlıklaştırıldıkları için çok sıkıntılı günler geçirmiş, yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri fena halde daralmış. Ayetin inişi ile kişi oldukça sevinmiş hem de Medine’de tam bir bayram havası yaşanmış.
——————————————————————————————————————————————
    Müminlere hitap;
    119. Ey inanıp güvenenler! Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve özü sözü doğru kişilerle birlikte olun (2/177).          120. Medine halkının ve çevrelerindeki taşralı Arapların, Allah’ın elçisinin arkasından çekilme ve onun canından önce kendi canlarının derdine düşme hakları yoktur. Çünkü Allah yolunda (savaşa çıktıkları zaman) karşılaşacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, açlık ve kâfirleri öfkelendirecek her adım ve düşmandan kazanacakları her şey onlar için iyi bir iş olarak yazılır. Allah, güzel davrananların ödülünü boşa çıkarmayacaktır. 121. Allah onlara, yaptıklarından daha güzeliyle karşılık versin diye küçük-büyük yaptıkları her harcama ve aşıp geçtikleri her vadi mutlaka kayda geçirilmektedir.
122. Şu da var ki müminlerin tamamının savaşa çıkması gerekmez
. Keşke (Allah’ın savaş emrini uygulamalı olarak görüp) dini kavramak ve geri döndüklerinde toplumlarını uyarmak için, her kesimden bir grup savaşa çıksa! Hem böylece toplumları da tedbirli ve dikkatli olur.

      —————————————————————————————————————————————–
     Karşınıza çıkan kâfirlerle savaşın ki sizde sarsılmaz bir güç olduğunu görsünler;
    123. Ey inanıp güvenenler! Karşınıza çıkan kâfirlerle savaşın ki sizde sarsılmaz bir güç olduğunu görsünler. Bilin ki Allah, yanlışlardan sakınanlarla beraberdir. 124. Bir sure indirilince içlerinden: “Şimdi bu, hanginizin imanını artırdı ki!” diyenler olur. Ama (o sure) inananların imanını artırır. Onlar bununla mutlu olurlar. 125. Kalbinde hastalık olanlara gelince, o sure onların da pisliklerine pislik katar. Onlar kâfir olarak ölürler.
      —————————————————————————————————————————————-

     De ki: “Allah bana yeter. Büyük arşın (büyük yönetimin) sahibi odur”;
    128. Şurası bir gerçek ki size içinizden bir elçi geldi. Sizin sıkıntıya düşmeniz, ona ağır gelir. O, üstünüze titrer. Müminlere karşı pek şefkatli ve pek merhametlidir. Yüz çevirecek olurlarsa de ki: “Allah bana yeter; ondan başka ilah yoktur. Ben ona güvenip dayandım. Büyük arşın sahibi odur.”
     ————————————————————————————————————————————–